Bir siyah örtü vardı yüzünde,
Yıldızlarla yaldızlı,
Rüyaları bağrında gizleyen gecenin,
Kaçtıkları yerleri nerden bilsin ki gölgeler?
Oralar, karanlıkların başladığı tek yerdi,
Birbirini izliyordu tüm engeller.
O koca sahralar, dar gelmişti kum tanelerine,
Çünkü oralarda; ıstırabın ayak izleri vardı,
Uzaklaşmıştı aydınlığın gözlerinden,
Işıklar daha yakındı düşlere,
Bitmeyen çöllerin, ardında durmuştu her biri.
Kum fırtınaları eserken nedametten,
Gönül ufkunun ümit sabahında,
Güneşi bekletiyordu, ısrarlı inatlar,
Aşk, tulû edecekti, tan yerinden,
Adım-adım izler vardı, izleri takip eden.
Kalbin pırıltıları böyle kurtulacaktı esaretten,
Geceler boyu uykusuzdu hasretler
Ama tüm ümitleri o saklamıştı içinde,
Kızarıp bulutlara yansımıştı hasret ışıkları,
Aşk güneşi sabahın serinliğinden, geceyi kovuyordu,
Yaldızlı yıldızlar;
Deryalara dökülüyordu siyah örtüden,
Suların sırlı pırıltılarındaki eller,
Teker-teker topluyordu her birini,
O kadar çoktu ki,
İzlerin kaybolduğu yerler kadardı,
Hatta çöldeki, kumlar kadardı,
Kumlar kadar.
İzmit
26.05.2013
30 Mayıs 2013 Perşembe
Suça Göre Ceza
Dünyayı yutsa da, tok oldum demez,
Ölürken dünyada, gözleri kalır,
Milleti kandırdım, çok yoldum demez,
Astarı sökülür, yüzleri kalır.
Garibe bakar ki; zordur geçimi,
Varlıkta-darlıkta olmaz seçimi,
Acırım bu hale, yaktı içimi,
Der ama; riyalı, sözleri kalır.
Haram mı helal mi zaten düşünmez,
Ne biçim kazanmış şekli bilinmez,
Fakirin malıyla, iflah olunmaz,
Çoğunu hortumlar, cüzleri kalır.
Konuştur bak hele o mağdurları,
Diyecek öldürün, hayâsızları,
Şeriat; ne yapsın, bu hırsızları?
O yalnız el keser, izleri kalır.
İzmit
25.05.2013
Ölürken dünyada, gözleri kalır,
Milleti kandırdım, çok yoldum demez,
Astarı sökülür, yüzleri kalır.
Garibe bakar ki; zordur geçimi,
Varlıkta-darlıkta olmaz seçimi,
Acırım bu hale, yaktı içimi,
Der ama; riyalı, sözleri kalır.
Haram mı helal mi zaten düşünmez,
Ne biçim kazanmış şekli bilinmez,
Fakirin malıyla, iflah olunmaz,
Çoğunu hortumlar, cüzleri kalır.
Konuştur bak hele o mağdurları,
Diyecek öldürün, hayâsızları,
Şeriat; ne yapsın, bu hırsızları?
O yalnız el keser, izleri kalır.
İzmit
25.05.2013
23 Mayıs 2013 Perşembe
Tane
Bir “tane(m) din” benim,
Sen bir tane/m.!
Gönlüme ekip, gözyaşıyla suladığım ve
Gözümde büyüttüğüm/dün.
İçimdeki bahçeler diyarının sümbülü(y) dün.
Sonra;
Zaman akıp gitmişti uzaklara,
Hayalimin elleriyle ufuklarda,
Bir güneş arıyordum,
Her bir günü başlatan,
Bitmesini istemediğim günleri,
Zamanı kurmalıydım, ömür dakikaları dursun diye,
Çarkların sonsuza kadar dönmeleri,
Hüzünler kadar dişlileri vardı birbirini çeviren
Hayatı güçlü kılabilir miydi ölesiye.?
Firakın damlaları göz pınarlarından
İnerken toprağa,
Sen de gözyaşlarıyla birlikte,
Gözümden düşmüştün.
Taneler ölmüştü,
Toprakta çürüyordu artık,
Hüzün bitsin diye..
Toprak; her şeyi temizliyordu tane-tane..
Onlar ölürken, yerinde sümbüller çıkıyordu,
Tekrar ediyordu, iç içe daireler gibi.
Hatırlıyor musun?
Benim bir tane/m.
22.05.2013
İzmit
21 Mayıs 2013 Salı
Duvar İçi Duvar
Duvarda bir tablo, tabloda duvar,
Karşıma çıkan ne, kim asmış onu?
Önünde paravan, arkada ne var?
Etrafı süslemiş, donatmış onu.
Tabloya bakarsan tek bir şahıs var,
Başka poz vereni, tablodan kovar,
Hem ondan gayrisi, sanki bir davar,
Seyirci rağmına, tam kasmış onu.
Hem zaten sahibi, bırakıp gitmiş,
Örümcek ağ yapmış, kuşlar pisletmiş,
Bir fayda vermiş mi, kalbe ne etmiş?
Yasağı yasayıp, dayatmış onu.
Özgürlük isteyen, engele baksın,
Duvarlar yıkılsın sınırlar kalksın,
Sevenler severse, evine taksın,
Beğendim demişse, sallamış onu.
Hele bak gözleri, çakmak çakıyor,
O meçhul nazarla kime bakıyor,
Takandan bakana, riya akıyor,
Dalkavuk çevresi, abartmış onu.
İzmit
20.05.2013
19 Mayıs 2013 Pazar
Doğru ve Yalan
Böyle bir asırda yaşanan hayat,
İçine düşmüşe felâket verir,
Çarşıda ne varsa bulunan bayat
Alandan satana, adavet verir.
Semadan rahmettir, yeryüzü mülkü,
Hâl bu ki gözyaşı döküyor halkı,
Haramı cebine koyarken belki?
Hatası millete çok zahmet verir.
Doğruyla yalanı, aynı çarşıya,
Getirip koydular karşı karşıya,
Bal adı verdiği, acı turşuya,
Kazıklı satışa, cesaret verir.
Eskiden bu böyle, değildi derler,
Yabancı seyyahlar yazıp çizerler,
Bizleri anlatıp pek methederler,
Bilinse sebebi, nedamet verir.
İzmit
15.05.2013
7 Mayıs 2013 Salı
Uzaklar
Ötelerden bir ses geldi gönlüme,
Ta.! Verâdan fısıltıymış duyduğum,
Hayat ise nefes verdi ölüme,
Gidiş değil, gelişiymiş, duyduğum.
Kürre-i arz, hem daracık hem fâni,
Kader ona sınır çekmez mi yâni,
Dünya için, cilve ise pek âni,
Kudret yeri devamlıymış, duyduğum.
Kâtib’inin harfleridir memlûku,
Ayrı olmaz, Hâlık ile mahlûku,
Esma’sının maddedeki vüsuku,
Her bir âlem, kitabıymış, duyduğum.
Hem var olur, hem yok kalır mümkinat,
Vücut bulmuş tercih ile kâinat,
Hâlık Ol der, öyle olur tezyinat,
İçin-dışa vuruşuymuş, duyduğum.
Şu kâinat kitabını okuyan,
Marifeti; mekik-mekik dokuyan,
En derinden muhabbeti soluyan,
Asıl nefes meğer buymuş, duyduğum.
İzmit
07.05.2013
2 Mayıs 2013 Perşembe
Ölüm Ölmüyor
Ölümü öldürün, ne olur dostlar,
Sizlerden ayrılık, zor gelir bana,
Görürüm gidenler kaybolur dostlar,
Açılan o çukur dar gelir bana.
Ağzını açmış bak, bekliyor mezar,
Karanlık o kuyu, eyler intizar,
Kapatın üstünü, etmesin nazar,
Bu soğuk görüntü kor gelir bana.
Acaba nereye, açılır bu yol,
Önceden gelenler, ne kadar da bol,
İstersen mezara, girmeden kaybol,
Toprağı küremek, hor gelir bana.
Derler ki; cennettir, bu kabrin yolu,
Olmuşsan Allah’ın, güzel bir kulu,
Ebedi âlemler, nimetle dolu,
Aksini düşünmek ar gelir bana.
Bu güzel insanlar, yok mu olacak?
Bedeni gidenin ruhu kalacak,
O ruhlar yeniden vücut bulacak,
Diyenler inanın, yar gelir bana.
İzmit
02.05.2013
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)