28 Şubat 2013 Perşembe

Sınırlı Akıl


Görüş, için bir kıyas, olmaz senin dar fikrin, 
Buradan çizgi çekip, sınır koymuş göklere, 
Cirimleri kızdırır, yaptığın batıl zikrin, 
Dürbün olmuş feraset, öyle bakmış göklere. 

Zerreler küçük diye, zannetme ki değersiz, 
San’atça pek çok acip, sanat bundan habersiz, 
Sanatdan sanatkârı, görememiş edepsiz, 
Dürbüne tersten binmiş, öyle çıkmış göklere. 

Çevir bir bak gözünü, semavat konuşuyor, 
Yıldızlar küme-küme, sohbette buluşuyor, 
Aklın zaten sınırlı, sınırda dolaşıyor, 
Kararan dimağından, kandil takmış göklere. 

Sanat varmış diyorsan, sanatkârı var demek, 
Beşer ise acizdir, bir şeye verir emek, 
Yer ve gök olsun diye, Ol diyeni bilmemek, 
Öğrenen saygı duyup, selam çakmış göklere. 

İzmit 
26.02.2013

18 Şubat 2013 Pazartesi

Zülfikâra Nur Dediler


Görüverdim semavatta, husûf etmiş hilâli, 
Şu dünyaya; sual ettim, yok mu bunun vebâli? 
Beklenmedik cevap geldi; dedi; hâsit çoğaldı, 
Zorladılar, ayı tuttum, perdeledim cemâli. 

Bağrımda çok harâmi var, kaldırdılar helâli, 
Mehtaba da layık değil insanlığın bu hâli, 
Hoşlanmazlar aydan bile, çünkü müfsit çoğaldı, 
Kurtuluruz gelse eğer, kötülüğün zevâli. 

Dürüst biri zahir olsa, onu dinler ahâli, 
Hak yoluna gidilirse, insan bulur kemâli, 
Siyasetle düzelmiyor, müteahhit çoğaldı, 
Mücahitle şekillenir, insanlığın şemâli. 

Tilmizini haber verdin, adı Nur’muş ya Ali, 
Zülfikâra NUR dediler, NUR’la olsun teâli. 
Tevhidinden mahrum millet, bir çok mürtet çoğaldı, 
Son kez ezan okunsa da, gönder Rabb’im Bilâl’i, 

İzmit 
10.04.2012

Zülfikâr


İlimler şâhı da îman ilmidir, 
Bu ilmin adına, acep ne dendi? 
Kurtuluş, muhakkak îman iledir, 
Îmânın yoluna, şimdi Nur dendi. 

Şu âhir zamanda, olmuş tefrika, 
İnanın hem de bu, yetmiş üç fırka, 
Kurtulan bir fırka, hem de hârika, 
Hârika bu yola şimdi Nur dendi. 

Bâtınî ulûmun, kapısı Ali, 
Dersini almıştı, O’ndan bir Veli, 
Tecditte yetişmez, kimsenin eli, 
Zülfikâr kılıca, şimdi Nur dendi. 

Zamanın çok güzel, budur eseri, 
Hakikât-Marifet daha içeri, 
Münevver ediyor, bütün beşeri, 
İrşâdın şekline şimdi Nur dendi. 

Yüz otuz eserden, teşkil edilmiş, 
Kur’an’dan kalbine ilhâmen gelmiş, 
Eserler benimdir, bile dememiş, 
Sunûhât ve ilham, geldi Nur dendi. 

Deccal’ın-Süfyânın asrı bu asır, 
İnsanlar bozuldu, anlayış kusur, 
Fehmine devâdır, şifâlı iksir, 
Silahsız cıhâda, şimdi Nur dendi. 

27.01.2009

Zindandaki Hasan


Mahkûm dur lezzetler, zindanlarıma, 
Cezbeyle incizâb, halvet ederiz. 
İki göz kapandı düşmanlarıma, 
Cennette kevserle iftar ederiz. 

Karanlık dünyama, nurdan avazım, 
Nağmeler dökülür, yoksa da sazım, 
Himmet istemem, geçmez ki nazım, 
Saygıyla- sevgiyle, sohbet ederiz. 

Sen misin can dostum, yanıma gelen? 
Kokuyla tanırım, rayiha veren, 
Çirkin söz, olsa da, kalpleri delen, 
Güzel söz söylense, sükut ederiz. 

Yarlar ve yaranlar, gelin yanıma, 
Billurla içerim, aşkı canıma, 
Muhabbet ateşi, girer kanıma, 
Bu yüzden maşuku, serhoş ederiz. 

Gelin be dostlarım, siz de söyleyin; 
Bazen da susun, bizi dinleyin, 
Muhabbet kelamın, rehber eyleyin, 
Yürekten geleni, beyan ederiz. 

Kardeşim Hasan’ım, bu sözler senin; 
İçinden geçen şu, tüm hislerinin, 
Ufkuna yelken aç, denizlerinin, 
Bu aşkı sandala dümen ederiz. 

11.12.2007

Zillet İle İzzet


İzzetin zirvesini, kaplamış kara duman, 
Aşk kanadı olmayan, ta! Göklere uçamaz. 
Düşmekten korkar mı hiç, yerde yatan bir adam, 
Alçak olur mekânı, yüksek yere çıkamaz, 

Muhabbet meltemleri, üzerinde esenin, 
Buna rağmen çirkefin, izbesinde gezenin 
Menfaat maddesiyle, doldurduğu kesenin, 
Ağır basan dünyası; gönüllere akamaz. 

Nice kimseler vardır, öyle, er meydanında, 
Sevda için çırpınır, candan geçer bir anda, 
İmbisat etmiş gönül, uçuşur asumanda, 
Zirveler mekânıdır, alçaklara konamaz. 

Fâni-fena dünyanın, geçici lezzetleri, 
Haddini bilen kimse, olur bir izzet eri, 
Basamak yapmıştır o; kalbe giden yerleri, 
Aşkı görse gözleri, fâni yere bakamaz. 

İzmit 
14.10.2012 

Zıtlarda Beraberlik


Karışık ezdada bak, bunlar cana bir liste, 
Farklı her bir parçayla, ihsan böyle sunulmuş, 
Habbe ve habbecikler, hayat için fihriste, 
Ezkârdan istimaya, her ses böyle duyulmuş. 

Gündüzün aydınlığı, gecelerle bilinir, 
Yokluktan düşer varlık, yeryüzüne inilir, 
Acılar olmasaydı, tatlılıklar silinir, 
Acıyı anlayınca, tatta böyle durulmuş. 

Mağrur olma ey güzel, hüner sende değildir, 
Çirkinin var oluşu, bilinmene delildir, 
Her iki tabakaya, dereceler meyildir, 
Muvazene etmeye, mizan böyle kurulmuş. 

Muhabbet ve adâvet, iç içe birlikteler, 
Bir arada tüm zıtlar, hoş sohbet etmekteler, 
Birbirine birlikte, minneti vermekteler, 
Aşkla nefret beraber, kalbe böyle konulmuş. 

Soğuk ve sıcaklıklar, hatta kötü ve iyi, 
Yaratılan ne varsa, canlı cansız her şeyi, 
Görülen bütün çiftler, görünmeyen zerreyi, 
Hissiyat dâhil buna, bize böyle sunulmuş. 

04.04.2010 

Zevali Dünya


Adem zulumatından, varlık nuruna geldin, 
Camid değil, hayvan değil, insanlığa erdin. 

Sahibine iman edip, bildiğini bildir, 
Kalbini kesretten uzak tut, vahdete erdir. 

Hayat hak tanısa, uzun olsa biraz ömür, 
Kalbde iki cevher, biri elmas biri kömür.. 

Karşında artık hak ile batıl, bu iki yol; 
Tercih et, karar ver, fakat bak dikkatli ol. 

Eğer girmiş isen hakkın bu güzel yoluna, 
Artık emirler var; Rabb’in’ den aciz kuluna.. 

Helal dairesi geniştir, keyfe kafidir. 
Günahlar zehirli bal, sevaplar da safidir. 

Masiyete sık dişini, çok az olur cefa, 
Neticesi hem güzel sevaplar verir sefa.. 

Hayat yalnız dünya olsa, sen varlık değilsin, 
İman; saadet-i dareyn bu böyle bilinsin.. 

Ölümle hayat bitecektir diye düşünmek, 
Ah! O zaman ne mümkün neş’e ile sevinmek? 

Elmas gibi cevheri parlatıp hakkını ver; 
Kömür olan nefsini; dünyada bırakıver. 

Sehpa kurulmuş deseler, gel hele idam ol; 
Dese sonra birisi, düşünme sırf neş’e ol.. 

Mümkünmü ki neş’eyle karşılamak ölümü? 
Dersin ancak ebed, teselli eder, gönlümü.. 

Bana yetmez lezzetler neden burada serilmiş? 
İstidatlar insana ebed için verilmiş. 

12.05.2008

Zamanın Ölümü


Çileme riyâdır, demeyin sakın, 
Riyâdır diyenin, halini gördüm. 
İçerim yanıyor, aleve bakın, 
Yangının içimde, közünü gördüm. 

Ölüyor zamanım, geçiyor birden, 
Her taraf cenaze fışkırır yerden, 
Taşınır tabutlar, ölürsün terden, 
Âlemi cesetle, kaynıyor gördüm. 

Bebeklik gidince, çocukluk gelir, 
Çocukluk geçince, büyüdü denir, 
Zaman da mâziye, aktığın bilir, 
Elhasıl her şeyi, ölüyor gördüm. 

Dudaktan dökülen, şarkılar vardı, 
Söyleyip gitmişler, kesilmiş ardı, 
Bitişin telaşı, bacayı sardı, 
Ölerek dökülen zamanı gördüm. 

Ne aşklar yaşanmış, unutmuş insan, 
Hiç işe yaramaz, mâzide kalsan, 
Geçmişle- müstakbel, her daim varsan, 
Her iki zamanı, yaşayan gördüm. 

Tahammül etmeye, niyetim vardı, 
Sevincim vuslattır, beklenen yardı, 
Umutsuz yaşamak, gönlüme dardı, 
Umudun faydalı, yanını gördüm. 

Tesellim kavuşmak, bilirim heran, 
İnandım söz vermiş, Va’d’inde duran, 
Ağırdan alsan da, sonuna varan, 
Vuslatta şifa var, diyeni gördüm. 

29.10.2008

Zaman ve Hayat


Hayata gelip de, sabit durulsa, 
İnişe koşarız, güzel dostlarım, 
Önüne durup da mani olunsa, 
Geriye dönmüyor zaman, dostlarım. 

Yarınlar toplanıp, bugün oldular. 
Genç yıllar birikti, şimdi durdular, 
Uzaklar yakını, burda buldular, 
Süratle geçiyor ömür dostlarım. 

İmam-ı Mubin zaman imlası, 
Şahadet âlemin arka cilası, 
Muazzam bir nehir işte sahası, 
İlminin bir nev’i Kader dostlarım. 

Kitab-ı Mubin de zahir alemde 
Kader’in kalemi, hemen herdemde, 
Yazıyor her şeyi hem de hikem de, 
Kadere teslimiz bilin dostlarım. 

Bir vücud içinde canmış, hayatın, 
Künhüne varılsa böyle sanatın, 
Dizili tesbihler, bütün zerratın, 
Akıllar almıyor, bakın dostlarım. 

Habbeye derc etmiş, sırlı bir hayat, 
Zaman da iştirak yolda seyâhât, 
Kudretten verilir olur mümkûnat, 
Acz’imiz- fakr’imiz kıyas dostlarım. 

08.09.2008

Zaman Seyli


Zûlüm biter acı geçer dert geçer, 
Çünkü zaman esip giden yel gibi, 
Dağa göre kar Veren de yar seçer, 
Yüreklere akıp gelen sel gibi. 

Kimi geda kimi sultan oluyor, 
Kimi cefa kimi sefa buluyor, 
Neden herkes birbirini yoluyor? 
Düşmanlığı işmam eden el gibi. 

Hüzün veren sürur veren saz olur, 
Aşık olan nağmelerde kaybolur, 
Sevda bâki ama ömür son bulur, 
Mızrabından darbe yiyen tel gibi. 

Madem zaman çabuk geçti görmüşüz, 
Hem ölmeden daha evvel ölmüşüz, 
Farklığı; tenkit edip, bölmüşüz, 
Saça melhem sürdüm diyen kel gibi. 

26.06.2011 
Kocaeli

Zaman Seli


Belirir çehrelerde, umutsuzca sessizlik, 
Ufka nazar ediyor, kendisinden kaçışlar, 
Dalında soldu güller, bahçede çaresizlik, 
Damla-damla ağlayan,o gözlerden bakışlar. 

Tebessümlü sîmâlar, aydınlatır kalpleri, 
Sevinçten sızlar göğüs, bastırırsın elleri, 
Umutlar kelam olur, söyletirken dilleri, 
Kıpır-kıpır hayata, neş’elerden alkışlar. 

Gecikmiş bu tebessüm, dokunup geçse bile 
Yürekler maruz kalır, cehennemî bir yele, 
Kütük olup kapılır, zaman denilen sele, 
Avaz-avaz ses ile, elemden yakarışlar. 

Sırtını döndü zaman, vedâsız çekip gitti, 
İftirak eden ömür, dünyadan ufûl etti, 
Visâle; ne gerek var, mâlûm ya zaman bitti, 
Gürül-gürül sel gibi, hızla giden akışlar. 

07.03.2011 
Kocaeli

Zâlimlerin Zûlmü


Binlerce sene oldu hala zûlüm ederler, 
San ki bu can bâkidir her mala mülk eklerler. 

Her nevî ihtilâle parmaklar karıştıran, 
Fakir ile zengini, düşmanca kapıştıran, 

Dünyada fitne fücûr, çıkaran sizlersiniz, 
Menfaât olan yeri, dikkâtle gözlersiniz, 

Fazla mal talep eden, meskenet kaderidir, 
Çok haris olmak ise; hasâret sebebidir. 

Her canlıya yapılan neden bunca şenâât, 
Ettiklerin bu senin, haince bir denâet. 

Tüm beşerin en zelil, en zâlim milletisin, 
Hile ve hud’a ile, bir fesat illetisin. 

Menfaat uğruna ne canlar telef eder, 
Çoluk çocuk demeyip, can alıp ettin heder. 

Yaşlı, çocuk demeden, tarûmar edildirler, 
Filistin insanını katledip sevindiler. 

Bu garip mazlumların, arşa çıktı ahları, 
Şu anda had safhada, kitâl ile kahtları. 

Parçalanmış bedenler, her biri bir yerlerde, 
Kol, bacak, gövde ayrı, yüreği nerelerde? 

Küfür devam etse de, zulûm devam etmezmiş, 
Kâfirin bu zulmûne, dünya nâr’ı yetmezmiş. 

Yetişin ehl-i insaf kurtarın şu milleti, 
O zaman hissedersin, kâlbe gelen hiffeti. 

Yahûdi yalancıdır, inânılmaz sözüne, 
Tükürün o hayasız, zalimlerin yüzüne. 

08.01.2009

Zaafın Kudreti


Acz ve fakr denilen bir kuvvet vardır, 
Kudreti zaafa, muhafız yapar, 
Anadan yavruya bir kale vardır; 
Vererek canını cana can katar. 

Zaafı kullanıp edersek niyaz, 
Etvara-ahvale katarak bir naz 
Suçumuz anlayıp düşünüp biraz, 
O yüce kudrettir gereğin yapar. 

Bu hisle donanıp Halık’dan iste, 
Bilinir kaderde yazılı liste, 
Nimete şükürler vazife üste, 
Verirse mükafat fazlından yapar. 

Duamız olmazsa bir önem yoktur. 
İlah’i ikazlar emirler çoktur. 
Muhalif olmamız kalplerde kurttur. 
İmansız kalplere mühürler yapar. 

Vermeyi isteyen istemek vermiş, 
Ayaklar altına cenneti sermiş. 
Mahviyet içinde olanı sevmiş, 
Dünyayı bile “O” bir cennet yapar. 

06.07.2008

Yüzündeki Aydınlık


Ufka döndüm, bir hoş oldum, bakındım, 
Tan yerini ağartıyor cemâlin, 
Güneş misin, hilâl misin, yanıldım, 
Meftun edip, şaşırtıyor, cemâlin. 

Nurun vurdu, kalplerdeki aynaya, 
Işıklardan bin bir ismi, yazmaya, 
Ebediyyen doyulur mu, anmaya, 
Gaflet etsek, kahrediyor celâlin. 

Katrelerde pırıl-pırıl, ışıksın 
Aynalara lâhûti bir âşıksın, 
Cilveleri, gören için, maşuksun, 
Marifeti, artırıyor kemâlin. 

Senin aşkın; nurdan mıdır bilmeyiz? 
Kalbe doğsan, karanlığa girmeyiz, 
Her an gündüz, biz geceyi görmeyiz, 
Çünkü Senin, bulunmuyor zılâlin. 

Keyfe kâfi, daireler, geniştir, 
Yasaklanmış her ne varsa pis iştir, 
Meşru şeyden, neler-neler vermiştir. 
Varır isen; bak bekliyor, helâlin 

İzmit 
14.11.2012

Yolculuk


Gölgemi bıraktım, gün ortasında, 
Sırtımı çevirdim, güneşe bugün, 
İstikbâl beklerken aş çantasında, 
Vücûdu gömerim, bir taşa bu gün. 

Toprağa ekilse, benim yüreğim, 
Bir sümbül açması, bütün dileğim, 
Yokluğa düşmemek, için emeğim, 
Yöneldim gayretle, bir işe bugün. 

Fayda yok kem sözde, dedikoduda, 
Çiğnemem hakları, gelsem hududa, 
Her gözün üstünde, hiçbir konuda, 
Bahane bulamam, bir kaşa bugün. 

İfade ettiğim, mânâlar oldu, 
Zihinde kalanlar bir mâkes buldu, 
Ne varsa ben gibi, hepsi de kuldu, 
Onlar da gelmiştir, bir yaşa bugün. 

Aslında yolcuydum, geldim limana, 
Tutundum uykuyla, giden zamana, 
Hakikat denilen, vardım o ana, 
Uykuyu açacak, bir düşe bugün. 

Kocaeli 
22.03.2011

Yokuş Aşağı


Yokuştan inişe, koşar gibiyiz, 
Tersine uçuran, bir yel bulunmaz, 
Varılan menzilden, korkar gibiyiz, 
Bu yola yan gelen, engel bulunmaz. 

Senedin var mı ki; güne çıkacak, 
Geride kalana, dönüp bakacak, 
Ayrılık gelince, yürek yakacak, 
Yangına dökülen, bir sel bulunmaz. 

Hayatın her anı acılı firak, 
Servetin olsa da, derler ki bırak, 
Sanma sen, son durak, bir hayli ırak, 
Eteğe takılan, çengel bulunmaz. 

Şu dünya; ne benin, ne de senindir, 
Bu sözü kim demiş, o diyenindir, 
En güzel kanaat, az yiyenindir, 
Bu eli sıkmayan, bir el bulunmaz. 

Kocaeli 
19.10.2011

Yoktan Gelen Varlık


İç âlemin dışını, tanzim etti, Zül-Kemâl, 
Mümkinât mizânında, bir kefeyi indirdi, 
Müsavi durur iken, meyletti birden cemâl, 
Çınlayan semâdaki, gürültüyü dindirdi. 
Maddelerin yükünü, manâlara bindirdi. 

Varlıklar yere düştü, gâibler âleminden, 
Maddi olan maddeler, yine de meçhul kaldı, 
Sınır çizsin istendi, kaderin kaleminden, 
İçinin dolmasına, Kudret’ten izin aldı? 
Maddeden süzüp çıkan, hayâta; maya çaldı. 

Sonra hayat süzüldü, his ve şuur damladı, 
Sanki bir hülâsa bu; süzülmüş akıl geldi, 
Billurdan mânâları, ruhlarla tamamladı, 
İnsan Evvel’den gelip, Ahir’e esen yeldi, 
Ruh müstakil ok gibi, vücûdu vurup deldi. 

Her midenin çok cüz’î, ihtiyacı bilindi, 
Ona uygun lezzetler, hazırlandı ne varsa, 
Her türlü tadlar geldi, dilde paslar silindi, 
Ebedi mutluluğu, tadıp-tartan sorarsa, 
Ona cevap verilir, kim bir cavap ararsa. 

Âkil olan kimseye, bileceği çok şey var, 
Görünen kaynaşmalar, cilvelerdir Esma’dan, 
Zıtların dünyasında, hak olanı bul yalvar, 
Tenezzül etmiş kelam, şefkât ile semâdan, 
Der ki siz; ders çıkarın, eşyadaki simâdan? 

İzmit 
18.03.2012

Yok Yok Olsa


Sahili yok, deryadadır bu gönül, 
Katre gibi, kalbe sığmış onu bil, 
Yok, yok olsa, varlık olur, a gönül, 
Var eden var, muktedirdir bunu bil. 

Aşık olmak, sevda çekmek nerdedir? 
Yanlış yerde kullanılmaz onu bil, 
Muhabbetin verildiği yerdedir, 
Arş’dan bize gönderilmiş, bunu bil. 

Mevcûdatı vahdâniyet kaplamış, 
Ehâdiyet tek-tek söyler, onu bil, 
Ab-u aşkla, paslı kalbi aklamış, 
Cıhan diyor, her diliyle, bunu bil. 

Mahbubuna sebep kılmış dünyayı, 
Taklit etmek asıl maksat onu bil, 
Ağlasa da; kapattırmaz gayyayı, 
Bir parmakla ayı bölmüş, bunu bil. 

Ene vermiş kıyas için deryayı, 
Mizan yoksa; sevemezsin onu bil, 
Senin ziyan doldurmaz ki semâyı 
Ama sevdan, taşıracak, bunu bil. 

19.02.2010

Yeni Yollar


Yollar vardı eskiden, taşlı topraklı yollar, 
Vuslata yürünürdü, iki sahra arası, 
Hasret ile açılan, aşkı saracak kollar, 
Yüreklerin coştuğu, iki sevda arası. 

Şimdi yollar değişti, yolsuzlar yolu oldu, 
Kemâlâtı kovanlar, meydanları boş buldu, 
Fazîlet, kaz sanıldı, bütün tüyler yolundu, 
Kin ve nefret birleşti, iki sofra arası. 

Gönül tahtı yıkıldı, tüm yollar virân oldu, 
Her yeri diken sardı, beyaz güller kayboldu, 
Tefessüh etmiş vicdan, sahte bir huzur buldu, 
Menfaat duvar ördü, iki sıla arası. 

Artık ben ümitliyim, yine kalpler coşacak, 
O mukaddes sevginin, kandili tutuşacak, 
Şimşek hızıyla gidip, âşıklar buluşacak, 
Uzak şimdi yaklaştı, iki mola arası. 

08.03.2010

Yelken Açtık Gideriz


Ezel ile ebed yolu arası, 
Deryalara açılmışız gideriz, 
Yükü insan, hepsi bahtı karası, 
Maksud yele yelken açmış gideriz. 

Dalgalanır, ama bazen durulur, 
Sefinemiz döner durur yorulur, 
Batarmıyız diyerek de sorulur, 
Rota sahil, o tarafa gideriz. 

Sefinenin gideceği, yer nedir? 
Limanımız belki uzak yerdedir, 
Başa gelen hayırmıdır- şermidir? 
Karar- pazar, pusulasız gideriz. 

Gemimizde yolcular ki rahatsız, 
Kimi şanslı,kimi hem de ne bahtsız, 
Zengini var, fakiri var sebatsız, 
İyi kötü karışmışız gideriz. 

Şimdi böyle, gürültülü bir anda, 
Biri gelse, onda olsa kumanda, 
Söz sultanı, görüntüsü kıvamda, 
Bize kaptan olmuş ise gideriz. 

Kaptanımız güvertede göründü, 
Kalabalık sesisliğe büründü, 
Hep beraber O’na doğru yüründü, 
Sözlerini dinleyerek gideriz. 

Bağrışmayı el ederek dindirdi, 
Emirleri- nehiyleri bidirdi, 
Ağlayana göz yaşını sildirdi, 
Daha sakin bir hâl ile gideriz. 

Kimi dinler kimi duymaz sultanı, 
Dinleyenler sevmişlerdi kaptanı, 
Müjde verdi bahçelerde bostanı, 
Bostan olan limanlara gideriz. 

Olacak ya deniz birden patlarsa, 
Söz dinlemez ası olan atlarsa, 
Dinleyenler, mükâfâtı katlarsa, 
Kaptana biz, tutunmuşuz gideriz. 

24.12.2008

Yaz Akşamları


Henüz olgunlaşmamış, buruk tadın 
Çocuksu hatıraları; 
Her aklıma gelişinde burnumu sızlatır. 
Muhabbet ve sadaket fedailerinin, 
Yalın ayak ocak başlarının içinde.. 
Dibi kara tencerelerin,”kendisini güldüren” 
Çocuksu çalı-çırpılar ve ateş-ateş dumanları... 
Yaz akşamlarının, açık olan pencerelerinden, 
Bakır kızıllığında ki gurubuna nazar ederken; 

Yürekleri-yüreklendiren 
Yelpaze serinliğinin, yavaş ve sakin soluğunu içinize çekerken, 
Gri boyaları, ressamın onurlu fırçasıyla, 
Bacalardan dumanları, pişmiş soğan kokularıyla.. 
Kıvrım-kıvrım çekerken akşamlarda 
Soyluluk, izzet ve şefkat kahramanlarının, 
Tarladan dönüşleri bir savaş dönüşüdür. 

Harman, başak, düven çarkları arasında 
Ufalanmış güç ve emek kırıntıları 
Çatlak dudaklarda kanaat mırıltıları.. 

Yuvaların açılan kollarına, kol-kola dönüşleri.. 
Nasırlı ellerle lezzetin buluştuğu saadet sofraları.. 
Buruksu tadın, fakir zineti.. 

Çehrelerde kalın çizgilerde oluşan, ince saadet çizgilerini, 
Gamzede görülen tebessümü fark ettiğinizde, 
Sessizce gelen yorgun karanlık, kaybolmanızı beklerken.. 
Kandillerinizin isli şişelerinde.. 

Dumansız bacalardaki baykuşlar; 
Ürperiş ve hayallerinizi seyrederken... 
Veda etmenizi beklerler ayrılışınızda... 

Elinizi göğsünüze basıp hafifce eğilerek 
Selam verirsiniz saygıyla.. 
Rahatlığa “oh” dedirten gecenin karanlığına, 
Gecede kaybolan sarayda ki sultanlığa... 
Kula-kul sultana kul değilsiniz. 
Ama... başınız eğik gidersiniz 
Haddinizi ve vazifenizi bilirsiniz iffetle... 
Zilletle değil izzetle... 
Yürekteki o anlatılmaz sızıyı, burnunuzda ki sızıyla bilirsiniz. 
Evet, doğruları ve bilmediklerinizi bilir.. 
Hakikati anlar HATIRALARI sever ve gerçekten bilirsiniz 

11.11.1991

Yaş Günüm


Böyle neden toplandık, bilir misin ne oldu? 
Bir sene daha geçti, yaşım tam on beş benim, 
Şimdi bakın genç oldum, çocukluğum kayboldu, 
Dediğim dedik olur, artık evde baş benim. 

Bugün benim yaş günüm, beni dala mandalla, 
Birlikte kuruyalım, meyve vermez bir dalla, 
Sakın beni düşürme, bu dalı yavaş salla, 
Zaten kuru günüm yok, bütün günüm yaş benim. 

Etrafımda elmalar, kendimi meyve sandım, 
Bana elma diyorlar, bu sözlerle aldandım, 
Silkele düşür beni, çünkü oldum ballandım, 
Sofralara dizsinler, kalbim olsun aş benim. 

Herkes beni süzüyor, büyüdüm zannedersem, 
Seçeyim ben yârimi, yapılsın hem ne dersem, 
Ne lâzımsa öğrendim, sanmayın beni sersem, 
Karışmayın süsüme, cımbızlanan kaş benim. 

Eyvah ben küçükmüşüm, yanlış yaptım bir yerde, 
Takmadım büyükleri, ondan düştüm bu derde, 
Ar - namus olmayınca, yırtık denir o perde, 
Başı vurayım taşa, kırılası baş benim. 

21.03.2010

Yaratıp Bırakmış


Ey istikbal; ben sana, çaresiz muntazırım, 
Vereceğin karara, hem değil hem hazırım, 
Buna rağmen mazide, ne kadar çok muzırım, 
Ömrü müphem bırakmış, beni yoktan yaratmış. 

Kör gider yol nereye? Gündüzde ki geceye, 
Kalbin tülü açılmış, yaklaşmış pencereye, 
Ortalık aydınlandı, ışık saçtı niceye, 
İçi müphem bırakmış, dışı içten yaratmış. 

Ebrehe’ye ders için, giden fili durdurdu, 
Ebrehe ders almadı, ebâbile vurdurdu, 
Hikmetinden sırmıdır? Tekfur yine kudurdu, 
Gaybi ilme bırakmış, imkân-hûdûs yaratmış. 

Enbiya zincirine, en ekmel Halka gelmiş, 
Sidret-ül münteha’yı zamansız hemen gezmiş, 
Biz asla sevilmeyiz, gene de bizi sevmiş, 
Sona Habib bırakmış, aşk’ı ondan yaratmış. 

07.03.2009

Visal ve Lika


Firakı hiç istemem, kaçarım hem şiddetle, 
Fena-fani titretir, bu’diyetden nefretle, 
Aşkım-sevdiceğim, iftirak etmemeli, 
Tahammül mümkün değil kat’iyen ölmemeli. 

Aşkın sekr’i bunları; adem ve yokluk sandı, 
Tutuştu kalpler yine aşkın narına yandı. 
Baki-beka arayan, lezzeti nasıl bulur? 
Zıddına inkılabı şedid cehennem olur. 

Zaman ağacında kızardı, yine şu akşam, 
Olgun meyve gibi dalında, o ne ihtişam? 
Düşer dalından olmuş yumuşak o yüzlerle 
Kat’i gider artık, veda ediyor bizlerle.. 

Akşamı karşılayan elbet gecesi vardır, 
Demek bitiş yokmuş, geceye gündüz yardır. 
Habbe yere düşerse, kaderi sümbül onun, 
Filiz olup açacak, likadır ömrü bunun. 

Beka ve lika vakidir, ona kat’i umut, 
O visalin lezzeti, cennette olur sûbut, 
Aşktır mahbubun bu; iştiyak arzusuna, 
Visal olan lezzet, cennet gibi gelir sana. 

04.08.2008

Veriyor Kullar


Göklerden döküldü, yaldızlı pullar… 
Gümbürtü koparır, buluttan ruhlar… 
Güneşe kapandı, ışıkdan yollar… 
Meccanen istemez, menfaat, kullar… 

Su serper bulutlar, canlılar için, 
Koşuşan rahmeti, isteyip seçin, 
Verilen bereket, hem de ne biçim! ? 
Hasbilik edeni, anlıyor kullar… 

Susayan susuza, su veren vardır, 
Bilmeyen kimsenin, görüşü dardır, 
Vereni tanıyan, verene yardır, 
Verene; karşılık, veriyor kullar… 

Halkalar oluşmuş, hayata dönük, 
İçteki canlıdır, dıştaki sönük, 
Acizdir insanlar, nimete yenik, 
Verene karşılık, veriyor kullar. 

Canlılar ortada, cansızlar dışta, 
Nimetler ortada, durmuyor boşta, 
Nımetin ortası, minnettir başta, 
Minnetle şükrünü, ediyor kullar. 

23.04.2008

Varlık Alemi


Bu saray-ı alem, acep nasıl yapılmış? 
Bir benzerimi var, iktibas’en alınmış! 
Bu güzellik böyle, hayret nasıl oluşmuş? 
Kendi çok güzelmiş ki; Ondan güzel yaratmış. 

Altı gün kadar sürmüş, kainatın olması, 
Altı gün daha sürer, bu sarayın kalması, 
Çeşitleri var edip, zıtları harman etmiş; 
Kayyum’un emridir, mevcudatın durması. 

Varlığın aslı; Esma-i İlahiyedir. 
İstemesi de; İrade-i Külliyedir. 
Kainat ölüp dirilse, ahiret diye; 
Burada ki tecelli, Kudret-i İlahiyedir. 

Celal İsm-i Şerif, tecelli edecektir. 
Cıhan gidecek ama, ahiret gelecektir. 
Kıyamet kopup da imtihan hitam bulsa; 
Senin hayatın hemen, sana dönecektir. 

Olacağa delil; olanlar, yeterlidir. 
İtiraz-tasdikden, daha da kederlidir. 
Hava, güneş,toprak,su; hayat oluşturmuş, 
Diye düşünüp, olmayı bilenlerdir. 

19.04.2008

Var Eden Doğa Mıdır?


Doğa, herşey yaratırmış, 
Bu ifade; dost sözünde, 
Kanunlar da doğadanmış, 
Mantık bunun neresinde? 

Doga bize gözler verse; 
Onda görmek olmaz dense, 
Görmek ondan gelmiş ise 
Acep gözler neresinde? 

Görmez gözsüz bilirmiki? 
Aydınlığı sezermiki? 
Görmeyen, göz verirmiki? 
Verdiği göz neresinde? 

Doğada çok nakışlar var, 
Nakışlardan canlılar var, 
İnsanlar da nakışsalar! 
Nakkaş bunun neresinde? 

Beş duyguyu başa takmış, 
Başı cana başkan yapmış, 
İlmi buna bilmiş katmış, 
Bilim bunun neresinde? 

Acısıyla tatlısıyla, 
Ağzın tadı tuzlusuyla, 
Tatlı ister fazlasıyla, 
Tadalması neresinde? 

Binler hisler vermiş bana, 
İsteklerim karşısına 
Karşılığı karşı yana 
Hisler bunun neresinde? 

Sesler var ki işitirim, 
Ses verip de yetişirim, 
Kulak varsa söyleşirim, 
İşitmesi neresinde? 

Doğa ancak mahluk olur, 
Mahluk varsa Halık olur 
Yaratılan perde olur, 
Yedi sıfat gerisinde. 

14.06.2008

Vahdete Gidişin Yolu


Güneş akşam veda edip giderken, 
Yine hüzün çöktü, dağlar yoluna, 
Gök kubbede, yıldızları silerken, 
Bitsin firak, visâl düşsün yoluna. 

Nasıl geçer bu sevdanın hüzün’ü? 
Dağı kazıp yola katsam düzünü, 
Bize doğru dönüver de yüzünü 
Çıksın kervan, bu visâlin yoluna, 

Her yokuşun, bir inişi olurmuş, 
Akan seller aşk gölünde durulmuş, 
Dere-tepe, iniş-çıkış, yorulmuş, 
Düze in de, gir sevdanın yoluna. 

Beyaz çehren, al al olur dilberim, 
Haya-iffet bu halinle kal derim, 
Veren Rabb’im, ihsanı bol, ol kerim, 
Girmeliyiz, takdir olan yoluna, 

Gece ile gündüz için ayrılık, 
Ufukdaki çizgide bir farklılık, 
Olmaz günün tamâmına gayrılık, 
Vahdet için gir vuslatın yoluna. 

Dalga-dalga vuslat vurur sahile, 
Geri döner, sürûrumuz nafile, 
Tesellî çün, martılardan kâfile, 
Gelse bile, dönecektir yoluna. 

İftirakım hitam, bulsun durulsun, 
Aleyhinde olsa bile yorulsun, 
Hesap günü, ayrılağa sorulsun, 
Kabir dahi, mani değil yoluna. 

Firak var ya; işkencedir, bilirsin, 
Necat için buna ferman edilsin, 
Acı çektim, günahlarım silinsin, 
Emir gelse, girsem kabrin yoluna. 

02.12.2008

Üsküdar’a Gidelim


Kımılda kardeşim, toparlan biraz, 
Baksana Üsküdar göründü bize, 
Umutsuz etmesin, sakın inkıraz, 
Karşıya geçelim at’ı ver bize. 

Dalalet fırkası, fazla çoğalmış, 
Şahlanan at gem’i, azıya almış, 
Eskiden umutlar, sanki hayâlmiş, 
İnsafı olanı, katıver bize. 

Birini bir nefer, yapmak isteyen, 
Hâki renk kıyafet, giymeli diyen, 
Tekebbür edene, boyun eğmeyen, 
Derler ki; çok libas, satıver bize. 

Eskiden dostlara, şimdi düşmanlar, 
Geç kaldık diyorlar, nasıl pişmanlar, 
Göbeği omuzda, olan şişmanlar, 
Diyorlar postalı, atıver bize. 

Kara adam geldi, işler değişti, 
Bir şey mi dedi ki, kimi sıvıştı? 
Aklı selim olan, taraf kızıştı, 
Irak elden insaf, alıver bize. 

Ey güzel hürriyet, biraz gülüver, 
Adâlet mizanı, eşit ediver, 
Dizginler bağlıydı, artık çözüver, 
Şu atı kırbaçla, salıver bize. 

23.07.2009

Ümit


Büyülü loş akşamlarda 
Çırpınan cılız dalgacıklar.. 
Ömür denizinin sessiz kıyılarına, 
Ayrılık ve vuslatın 
Kelâmını döküyorlardı.. 

Vuslat; 
Dalgaların sivri uçlarında 
Ayrılık ise; 
Derinliklere doğru, 
batıp çöktüğü görülmüştü.., 
Demek, vuslat bir ümit 
Ümit ise yaşamaktı.. 

Aralanan yorgun göz kapaklarından 
Ufkun loş ışıkları içeri süzülüp girdi, 
Gözleri parlatıverdi.. 

Eskimiş iki yüreğin karanlığı az da olsa, 
hafifçe aydınlanıverdi, 
Birbirlerine bakıp tebessüm ettiler, 
Ümit bu işi başarmış, 
batmaktan kurtulmuştu, 
Ayrılık ise derinlere doğru, 
batıp, kaybolup gitmişti.. 

08.05.2011 
Kocaeli