26 Ekim 2013 Cumartesi

Kalbin Gözleri

Ne kitap ne defter, yazar bunları, 
Hissedip görürsün kalbin gözüyle, 
Ne hevâ ne heves bulmaz bunları, 
O aşkı anlarsın; kalbin gözüyle. 

İmkânat içinde, tüm mevcudatı, 
Görünen görünmez, ince sanatı, 
İsmiyle müsemma, bu tecelliyâtı, 
Duyarsın-tadarsın, kalbin gözüyle. 

Yeter ki; niyetin tam halis olsun, 
Mevlâ’yı bu hisle ancak bulursun, 
Dünyevî varlıklar, kenarda dursun, 
Ne yazmış okursun, kalbin gözüyle. 

Ses çıkmaz renk olmaz, yoktur vücudu, 
O şeyin bulunmaz, maddi mevcudu, 
Bir kıyam bir rükû, bir de sücûd’u, 
Huzura durursun, kalbin gözüyle. 

İşte aşk böyledir, sızlar bir yerler, 
Hiç ücret aramaz, bu yolda erler, 
Maşuku gösterse, baba erenler, 
Maksudu bulursun, kalbin gözüyle. 

Bu fani dünyada her gün ağlamak, 
Hiç akıl kârı mı, gönlü bağlamak, 
Vatan-ı asliye, şevki sağlamak, 
Böylece varırsın, kalbin gözüyle. 

İzmit 
26.10.2013

24 Ekim 2013 Perşembe

Peşin Hüküm

Kafada feneri, baktığı yere, 
Yakar da çevirip, öyle gösterir, 
Dağların ardından doğduğu yere, 
Güneşi, üfleyip, öyle gösterir. 

Elif’i görünce mertek mi desin? 
Bilmeyi bilmiyor, adam neylesin? 
İlim yok izan yok, nasıl söylesin? 
Kendini saklayıp, öyle gösterir. 

Güneşi; yok sayar, tam gün ortası, 
Mum yaksa, mümkün mü ışık vermesi? 
Gündüzü inkârla, gece görmesi, 
Gözünü kapayıp öyle gösterir. 

Güneşler gibidir âlimin hası, 
Şaşırtır içinden ilmin akması, 
Âlime hor bakıp, caka satması, 
Adamdan saymayıp, öyle gösterir. 

Hâlbu ki baksa bir, nefsi öldürüp, 
Maskara olmaz o, eli güldürüp, 
Has ilmi alırsa, derleyip dürüp, 
O zaman Hak verip, öyle gösterir. 

İzmit 
23.10.2013

22 Ekim 2013 Salı

Mutlu Aşık Bulunmaz

Hey âşık efendi; rastladın mı hiç? 
Bir kalpsiz bulmuşsan haber ver bana, 
Gerçekten samimi, olur mu sevinç? 
Hayatta görmüşsen, haber ver bana. 

Bakma sen, millete, eğlenir durur, 
Güya o, mutludur, zıplar kudurur, 
Unutmak ister de, içkiye vurur, 
Şaşmadan kalmışsan, haber ver bana. 

Firaktan bir köz var, aslında onun, 
İçinde yanmakta, gittiği yolun, 
Hatta o, fark etmez, sağıyla solun, 
Ayıran duymuşsan haber ver bana. 

Mâdem ki sevda var, bir de firak var, 
Aşk gülü solduran kara toprak var, 
Sen de ki o zata; Allah’a yalvar, 
Diyemem demişsen, haber ver bana. 

Mecâzî aşklarda mutlu olunmaz, 
Dünyevi sevdada, vuslat bulunmaz, 
Mâdem ki ölümden kimse kurtulmaz, 
Kurtulur sanmışsan, haber ver bana, 

İzmit 
21.10.2013

15 Ekim 2013 Salı

Kalaylanmış Kaplar

Bir başkan bulalım, hükmünü versin, 
Şu malı birlikte bir pay edelim, 
Dürüstçe bir karar, verir mi dersin? 
Bitmesi içinse, çok say edelim. 

Şükürler olsun ki bölüştük artık, 
Başkanı yağladık, pek çok kabarttık, 
Parayı bastırdık biraz abarttık, 
Pek memnun olursa, halay edelim. 

Edepten diyerek başkana gittik, 
Günlerden bir gündü, ziyaret ettik, 
Kısaca olacak, diye belirttik, 
Hani ya! Sohbeti, kolay edelim. 

Kapıyı açmıştı, şöyle bir baktı, 
Kardeşim, aldı da beni bıraktı, 
Sebebi sordum ya, bu bir meraktı, 
Dedi ki; çok kız da, olay edelim. 

Bak dedi aslanım, sen gelemezsin, 
“Kafana bu renkten kep” giyemezsin, 
Beni de içeri al diyemezsin, 
Sen kal da sokakta, alay edelim. 

Yalvardım yakardım, almadı beni, 
Hem onda; don yoktu bu mu nedeni? 
Demez mi, seninki değil medeni, 
Dedim ki; biz seni kalay edelim. 

İzmit 
15.10.2013

13 Ekim 2013 Pazar

Müsâmaha

Tebessüm ardına, kaçar saklanır, 
Riyada ustadır, işidir onun, 
İş yapan bir adam bulur aklanır, 
Böylece ne etse, yeridir onun. 

Yüzsüzler yüzünden yanar yeryüzü, 
Ulviyet yolunun, olmuş pürüzü, 
Haksızlık etmekte, haklı her sözü, 
Hitâbet damarı, iridir onun. 

Sefahat uğrunda çılgın eliyle, 
Dolaşır sahilde üryan haliyle, 
Hürriyet hakkımdır diyor diliyle, 
Dil ölü, fitnesi diridir onun. 

Hürriyet; ülkeme çıksın da gelsin, 
Sen haksın herkese darb-ı meselsin, 
Binlerce hayattar, yâre bedelsin, 
Dedirtmez yürekte, kiridir onun. 

Kalkınma yolunda tam yarış etsen, 
Bir özgür ülkeye işi benzetsen, 
Hürriyet böyledir deyip gözetsen, 
Uymuşsa o gönül, eridir onun. 

İzmit 
12.10.2013

8 Ekim 2013 Salı

İniş

Hadi kalk çık, denilince tepeye; 
Hayat bir han, olmuş cana, cananım, 
Her basamak, sağ kaldıkça gitmeye, 
İnmek için çıktın ona, cananım, 

Davet aldın tatmak için sofraya, 
Hakkın yok ki, tıka-basa doymaya, 
Yetmez diye yapacağın tafraya, 
Kızmazlar mı, sonra sana cananım? 

Buradaki numunedir, yediğin, 
Takdir ile binler minnet ettiğin, 
Vaki ise hakka uygun dediğin, 
Hak o zaman, senden yana cananım. 

Nimetlerin kaynağından neslini, 
Görmüş isen dünyadaki faslını, 
Arz’da olmaz orda olan aslını, 
Alıp yersin kana-kana cananım. 

Gitmek için geldin fani bu hana, 
Şu hale bak canı yanan yanana, 
Vuslat budur ferman çıkmış alana, 
Ses çıkarma, artık buna cananım. 

İzmit 
07.10.2013

1 Ekim 2013 Salı

Müsrifler

Sefaletten esâret; parmaklıklar ardında, 
Ağlaması gardiyan, hücresinde yavrunun, 
Ana-baba ve evlat, hep beraber yangında, 
Kürek mahkûmu eder, teknesinde yavrunun. 

Tuzu kuru herifler, öttürür düdüğünü, 
Ölmeden önce bitir, şu bitmez düğününü, 
Çılgınlık sofra-sofra, fil çeker öğününü, 
Yemek yenmez gaz yapar, midesinde yavrunun. 

Şöyle bir düşün hele, gümüş zurna neyine, 
Öttürmeden otur şu, hava kaçan şeyine, 
Herif dönsün hanıma, hanım gitsin beyine, 
Huzura katkı sağlar, hanesinde yavrunun. 

Saçıp savrulan mala, tutup bir yer bulmalı, 
Guraba ve fukara, himayende olmalı, 
Aşağıdan yukarı, nefret böyle durmalı, 
Senin de yerin olsun, sevgisinde yavrunun. 

İZMİT 
30.09.2013