28 Kasım 2014 Cuma

Ben Sana Sen Dedim

Birçok insanlar vardı karşımda,
Hepsine sen dediğim,
Sonra; o kimseler arasında bir ben vardım tek başıma,
Ağaçlara bakıyordum herkes gibi,
Yaprakları sararıp da düşmeye yeltenen.

Akşamlar hep yıldızlerı bekler,
Çıksın diye,
Benim de baktığım,
Toprak vardı, dökülenleri toplayan,
Bir eli vardı sonbahar denen,

Herkesin baktığı yerler vardı karşımda,
Hep aynı şeyleri yapıyorduk bakarak
Ama onlara sen diyordum ben,
Bilmeden..
Neden?

Ben kimdim,
Nereden gelmiştim,
Nereye gidiyordum,
Ayrılıklar diyarına mı diyordum?

Sen dediklerim hepsi birden bana;
Sen dediler,
Nereye böyle dediler.
Halbu ki ben sen değildim
Bendim.

Birden düşündüğümü anladım tenha bir yerde,
İçimde sen dediğim biri vardı,
İçimi yakan,
O ateş değildi, peki neydi sence?
İnanır mısınız o da bendi.
Ona artık; sen diyemedim ben dedim,
Ben.

27.11.2014

               Bedri Tahir Adaklı

25 Kasım 2014 Salı

Yanlış Hesap

Köyümüzün yolları vardı;
Yollardan birisi, ta! Bağdat’a kadar uzanıyordu,
Yol ya bu uzanacaktı elbet, uzun-uzun,
Bizim köyün, birçok yanlışları da vardı yolları gibi,
Çamur içinde ve çamur da yollar içindeydi,
Hatta yanlış hesapları da vardı,
Bağdat’a göndermek isteyip de,
Gönderemediğimiz..
Belki de geri dönmez diye,
Ama ben gene de, doğruları çok seviyordum,
Doğruların da doğrusunu;
Dosdoğru olanları..

Yakınımızda, dokuz köy daha vardı,
Ben o köylere giderdim, arada bir..
Yanlışların Bağdat’tan
Geri dönebileceğinden söz ederdim,
Dosdoğru olarak..
Ama beni kovarlardı,
Bir türlü sözümü dinletemedim nedense,

Doğruyu söylemek doğruydu belki,
Ama “her doğruyu demek doğru muydu? ”
Onu hiç düşünmemiştim.
Çünkü ben düşüncesiz biriydim.
Doğru hesapları olan,

Bu hesapları Bağdat’a gönderselerdi;
Geri dönebilirler miydi.?
Bağdat harap olmuştu..
Belki de yollarımız çamur olduğundan gidememiştir,
Gitse bile dönemeyecektir.
Çünkü yollarımız harap olmuştu
Hatta ben de, tüm hesaplar da..

Ama o dokuz köy hala ayaktaydı dimdik..
Beni kovmak için duruyordu.
Beni kovmak için..

11.11.2014

Bedri Tahir Adaklı

16 Kasım 2014 Pazar

Duraksız Yol

Duraksız Yol

Kaçınılmaz kaçışlarım
Vardı nedense
O zaman

Acaba kaçan ben miydim
Yoksa hayat mı
Yüksek dağların kekik kokulu rüzgârları
Eserek geçiyor yanımızdan
Aşk kadar yüksek ve ulvi
Sessizliğe doğru

Çoban kavalları baharı çağırıyor
Meleşen kuzulara
Ben ise mevsimlerden kaçıyordum
Hayat aklıma gelir diye

Önce bahar sonra yaz ve sonra sonbahar
Kış ise beyaz kefenini giyecek,
Mezarsız ölümlere

Hep firak hep zeval
Hayat bu işte

Sonra durakladım durdum
Duraksız yollardaki gidişte

Uğuldayan yanlızlığımda
Kaçınılmaz kaçışlar vardı
Bazen kendimden
Bazen hayattan işte

Tufandan kaçan gemi gibi,
Hep kaçış var bu görünüşte
Ama Cebel-i Cud’a oturmuştu gemi
Tufandaki bitişte

Çepeçevre kuşatılmış
Maniler ve gizli sınırlar vardı
Yer ve göklerdeki
Kaynayan ve kaçışan direnişte
Dedim ya işte

29.10.2014
               Bedri Tahir Adaklı