21 Ocak 2014 Salı

Rumuz

Kaderin kaleminden, asrımıza yadigâr,
Bir garip Üstadım var; bütün ömrü çileli,
Acılar tebessümde, çehresinde bir nigâr,
Ruhumu kirleten o, tozu sildim sileli,
Hisseme gam mı düşmüş, onu bildim bileli.

Nur denilen adına, yasaklanmış rumuzu,
Kimseye soru sormaz, cevaplar; sorumuzu,
Ne tuzaklar kurulmuş, kesmişler yolumuzu,
Peşi sıra koyuldum, hem de gittim gideli,
Kalbim sevgiyle pişmiş, onu bildim bileli.

Birden aklıma doğdu, gözlerim dolu-dolu,
Görüşmek perdelenmiş, kapanmış sevda yolu,
Yüreğim pek mecalsiz, cansız bıraktı kolu,
Keşke gidip göreydim, rüşte geldim geleli,
Ne bitmeyen bir düşmüş, onu bildim bileli.

İnatlar şiddetinden, akılları çelendi,
Resimlerde ilk gördüm, kalbim böyle elendi,
Şükür ki günahlarım, hicaptan perdelendi,
Nefse ait tozları, tuttum sildim sileli,
Akıl kalple vuruşmuş, onu bildim bileli.

Düğümlendi boğazım, ciğerim yandı onca,
Herkesin beklediği, açtı artık gül gonca,
Talihim güldü bana, dört yaprak oldu yonca,
Bahar gibi her günüm, buna güldüm güleli,
Filiz boyunu aşmış, onu bildim bileli.

14/01/2014
İzmit

19 Ocak 2014 Pazar

Aşkın Sahipleri

Çakıl taşı bulunmaz, muhabbetin bağında, 
Güllere nazar attık, çok tehdit aldı gönül, 
Mahbuba yolu düştü, şebabetin çağında, 
Güller seçmiş yârini, nasipsiz kaldı gönül. 

Baharın tezgâhından, zümrüt şallı gül düştü, 
Sabah oldu seherde, bülbül ve gül görüştü, 
Esti aşkın meltemi, her ikisi bölüştü, 
Aşk kalmadı dediler, kendini saldı gönül. 

Yar ve yaran olmuşsa, bu kaderin gereği, 
Aşksız kalan kim ise, hak etmemiş yüreği, 
Bu sevda çadırının, onlar olmuş direği, 
Liyakat yokmuş bizde, acıya daldı gönül. 

Hadisenin seyrine, böyle vakıf oldunuz, 
Bu tarzda paylaşımı, hatta yersiz buldunuz, 
Ama elden ne gelir, bir de yarsız kaldınız, 
Hatta yüzsüzlük edip, aşkı da çaldı gönül. 

İzmit 
15.01.2014

16 Ocak 2014 Perşembe

Yakuttan Kapak

Her hasreti bağlayan, zincirdeki son halka, 
Bin sene yolun sonu, kavuştu mahzun aşık, 
Gönüllerin sultanı, muhabbet sundu halka, 
İkazında istikbal, üç yüz yılmış yaklaşık.. 
Uzaklara haykırdı, gitti sedası Çin’e, 
Güneş şimdi serildi, kalabalık içine. 

Kanı mürekkep yaptı, derisinden kâğıdı, 
Mukaddes o kitaptan, sayhası var zikrinin, 
Yiğitlere nasihat, yanık olan ağıdı. 
Satırlarda gül gibi, aynasından fikrinin.. 
İlhamı alır almaz, Nur dudağı hitaptan, 
Aşkı yazıp okudu, yakut kaplı kitaptan. 

Efsunlu sözler geldi, tam üstüne yüreğin, 
Anka kuşu havada, uçurduğu kibirden, 
Sünûhat ve ilhamı, sunmuş olan meleğin, 
Geçmişin kirlerini, silip kaldırdı birden.. 
Dikkat çekti âsârın, kifayetsiz yönüne, 
Eskiler görür görmez, başı düştü önüne 

İzmit 
14.01.2014

10 Ocak 2014 Cuma

Yolcu Yolunda Gerek

Bekletme beni artık, sabrımın yurdu hasır,
Akşamın efkârını, takmalı yavaş-yavaş
Ne kadar acıymış bu, yüreğe vurdu nasır,
Başım eller içinde, sıkmalı yavaş-yavaş.

İçimdeki hisleri, duyurmayı isterken,
Rüzgâra nazım geçti, sana doğru eserken,
Habersiz çıkmış yola, vaktinden biraz erken,
Peşi sıra yel olup, çıkmalı yavaş-yavaş.

Bir garip âşığım ben, yanıyor içim dışım,
Düşmüş alev bağrıma, külleri arkadaşım,
Yıllar bitti yanarak, acılar can yoldaşım,
Çareler aramaya, bakmalı yavaş-yavaş.

Mezar çekse yakamdan, aldırmazsın gidersin,
Hele tabuta konsam, uzaktan el edersin,
Kara toprak bağrında, çilem biter mi dersin?
Sanırım yok çaresi, kalkmalı yavaş-yavaş.

Bir göz attım afaka, uzaklarda karaltın,
Zamanım çok değerli, her dakikam bin altın,
Artık sabrım kalmadı, beni fazla bunalttın,
Türbemdeki mumları, yakmalı yavaş-yavaş.

İzmit
09.01.2014