30 Nisan 2014 Çarşamba

Elmastan Kılıçlar

Aklımı kaybetmiştim, arardım fellik-fellik,
Çirkin kelam ederdim, tutamazdım dilimi,
Şu maddi hayatımda, nedir bunca sefillik,
İdama sürükleyen, zeval tutmuş elimi.
Ruhum deliller arar, dünyadan firak niye?
Ölüm ölsün isterdim, tek çare budur diye.

İrkildim birden bire, kalbime güneş doğdu,
NUR dediler adına, karanlığı yok eden,
İçimdeki düşmanı, zannederim bu boğdu,
İfritler fırsat bulup, bir şer için gelmeden,
Çekti beni çevirdi, yaka-paça savurup,
Hırpaladı nefsimi, bir iki kırbaç vurup.

Sanki bir cennet mekân, güzellerin olduğu,
Kulak verdim hoş sese, şaşırıp kalıverdim,
Damla-damla, nurlarla, kadehlerin dolduğu,
Bana bir damla düştü, eğilip alıverdim.
Cennetin pınarları, akıp gider altından,
Yakut olmuş sadefi, manası var altından.

Okunur hece-hece, NUR denilen bu kelâm,
Menbağı Kur’an bunun, besbelli sözlerinden,
Davayı dert edinen, sevdalıya bin selâm,
Kimler ermiş ihlâsa, okunur gözlerinden.
Maddeye darbe vurur, satır-satır akışı,
Elmas kılıç dedirir, Nur’un kından çıkışı.

İzmit
29.04.2014

                  Bedri Tahir Adaklı

27 Nisan 2014 Pazar

Rüyalarım

Kim girmiş ki geceme, her şeyim didik-didik?
Önce bir gölge gördüm, hayal-meyal sofada,
Gönlümün surlarında, açılmış oldu gedik,
Çünkü cirit atıyor, hüzünlü düş kafada,
Bu rüya mı gerçek mi, tam anlamak isterken,
Bir de baktım gün doğmuş, sabahtan daha erken.

Darmadağın edilmiş, gönlümün her köşesi,
Gülleri koyduğum o; kalpten vazom kırılmış,
Lime-lime edilmiş, kaçmış gülün neşesi,
Küçük bir esintiden, gönül aşka darılmış!
Ümidim çekip gitti, gecelerden derine,
Güneş yine batıyor, düşlerdeki yerine.

Kudret eli uzansa; gelir mi ki nuruyla,
Rüyadaki kâbuslar, kaçar belki gündüzün,
Günlerimi öldürür, gece-gündüz sırayla,
Bedbinlik bulut-bulut, karanlıktan bir hüzün,
Rüyalarım kayboldu onu yuttu karanlık,
Hayatın bahçeleri, nasıl olmaz viranlık.

Semanın dar geldiği, kalbe düşen kederim,
Elmastan kılıcını, savuruyor güneşe,
Emirler büyük yerden, gelmiş ise ne derim?
Tekrar günüm ölüyor, yine geçti inişe,
Aşk güneşi batmadan tekrar dönüp doğarsa;
Belki güller açacak, rahmet böyle yağarsa.

İzmit
27.04.2014

                   Bedri Tahir Adaklı

24 Nisan 2014 Perşembe

Fani Dünya

Geç şu dünya, hevesinden, at gitsin,
Zaten fâni, veda etmez ayrılır,
O gülse de, sen kaşını çat gitsin,
Tutsan bile gücün yetmez ayrılır.

Binler hikmet, birçok maksat, var bunda,
Acep Hak’dan, bir hak mı var kulunda?
Sağ ve sol’dan tek birinin yolunda,
Hür bırakır seni tutmaz ayrılır.

Zaten kendi hem mektuptur hem tarla,
Her ikisine ne lazımsa hatırla,
Yaşasan da ufak tefek zararla,
Tebrik eder hem unutmaz ayrılır.

Malumdur ya, hem senesi, hem günü,
Yarını yok, geçti günün her dünü,
Yalnız şu an hayatının bütünü,
Ömür budur, zaman katmaz ayrılır.

Çiçek-böcek, zerrelerden güneşe,
Her tarafta gördüğümüz bu neş’e,
Şu debdebe şu merasim şu işe?
“Değildir der” sözü bitmez ayrılır.

Kâfir olsan zındık olsan ne yazar?
Ölüm var ya bütün işi o bozar,
En iyisi kitaplara et nazar,
Okur isen,  dost aratmaz ayrılır.

İzmit
24.04.2014

                  Bedri Tahir Adaklı

22 Nisan 2014 Salı

Seher Vaktinde

Bekleyen var seni, sabah seherde,
Bahardan bir buket, sunacak sana,
Merakla sorarsan, ne var bu yerde?
Muhakkak bir rahmet inecek sana.

Bülbül ol, şakıyıp anlat derdini,
Âlemde ne varsa, her bir ferdini,
Temsil et sen söyle şükür virdini,
Tüm güller duyarsa; uyacak sana.

Rahmetin kapısı çalınsın hele,
Nebatat hayvanat, gelmiş bak dile,
Hâcetim var desen, alır Hak ele,
Nimetler sel olup akacak sana.

Aklından geçmemiş nice lezzetler,
Hayale sığmayan bütün hacetler,
İkramla sunulmuş sonsuz servetler,
Devlet kuşu olup; konacak sana.

Mutluluk senindir, diyecek elbet,
Gönlünde kıpırdar sonsuz muhabbet,
Yaşının kemali, daim şebabet,
Bitmeyen bir ömür verecek sana.

Seherde aşk dedin, ey yanık âşık,
Tüm güller bu sese zaten alışık,
Seherde gördüğün o tatlı ışık,
Mahşerde şems olup, doğacak sana.

İzmit
21.04.2014

                  Bedri Tahir Adaklı

19 Nisan 2014 Cumartesi

Zulme Rıza Zulümdür

Göklerde gürültü yankılanmakta, 
Bulutlar kan ağlar, dayan garibim, 
Mazlumun feryadı, zulmü anmakta, 
Bitmeyen çileyi sayan garibim. 

Körpecik vücutlar, parçalanırken, 
Bir ferec, bir ferah belki de erken, 
Dünya bu patlıyor patladı derken? 
Beddua etmekten cayan garibim. 

Bıçakla çizilir minik bebeler, 
Konuşsun istenir yaşlı ebeler, 
Kıvranır hicaptan malum gebeler, 
Kahrolur bunları duyan garibim. 

Uzaktan yananı gören bir kimse, 
Ne olur olayı biraz benimse, 
Razıdır bu zulme her kim zalimse, 
Mazlumu tutan yok uyan garibim. 

Acıyla kıvranır İslam dünyası, 
Zâlime; “nâğmedir”, masumun yası, 
Küfürle yoğrulmuş gâvur mayası, 
Malum ya bu sana ayan garibim. 

Âcizin; aczine takdir biçilmiş, 
İnsanın hası da böyle seçilmiş 
Demek ki cennetler ucuz değilmiş, 
Sıratla firdevs'e kayan garibim. 

İzmit 
17.04.2014

14 Nisan 2014 Pazartesi

Aşkın Sırları

Âşık isen cahillere sır deme,
Çünkü onlar hüsn-ü cemal görmemiş,
Cehle göre her şey gider adem’e,
Yok; “yok olmuş” varda kemal görmemiş.

Fakat âşık, girer aşkın yoluna,
Rahmet eder Rabb’i öyle kuluna,
Meftun olmuş cahil dünya malına,
Arşa huruç, eden âmâl görmemiş.

Can boğulmuş kalp gaflette ruh bozuk,
Uzun yola tedarikte her azık,
Maksadına uygun değil pek yazık,
Aşk külfetmiş“şevki hammal” görmemiş.

Edilse de binler altın himâye,
Malayani pazarında sermâye,
Heva-heves olmuş onda tek gâye,
Öyle mülkte, böyle bir mal görmemiş.

İzmit
14.04.2014

11 Nisan 2014 Cuma

Neden Yalan Dünya

Bilmiyorum ne için,“yalan dünya” demişler, 
Merak edip düşündüm, acaba neden diye? 
Hakaret eden bile, neyin varsa yemişler, 
Şu kadar hizmetin var, yüreğinden hediye, 
Sana yalan diyene, nimetini vermişsin, 
Sinekten file kadar, sunup yere sermişsin. 

Bağrından kopardığın, demet-demet çiçekler, 
Renklerin dansı ile kuşların cıvıltısı, 
Dallarında hem-heme, meyveden içecekler, 
Âşıklar pınarından, şerbetin şırıltısı, 
İhtiyaçtan ne varsa, acı-tatlı bulmuşum, 
Doğruluk lezzet olmuş, tadıp mutlu olmuşum. 

Yalan dünya diyenin, meğer kendi yalanmış, 
Sen her ne demişsen, hiç içinde yalan yok, 
Üzerinde gezinen, oynamış oyalanmış, 
Gafletin cifesiyle, kirlerden pak olan yok, 
Yalancı yalanında, hadsiz sebat eylemiş, 
Doğruyu eğip-büküp, gene yalan söylemiş. 

Çevir de gözlerini, etrafına bakıver, 
Olan biten hep “yalan”, dönersin sen şaşkına, 
Doğrular fark edilsin, tut güneşi yakıver, 
Bırakın yalanları, deyip Allah aşkına, 
Hep doğruyu söylersin, duymazlar sözlerini, 
Gözleri kapanmadan, açmazlar gözlerini. 

İzmit 
10.04.2014

Sükût Et

Gidermek ne mümkün ne de pek kolay, 
Kötü bir söz ile kötü bir sözü, 
Yapmayın-etmeyin sözde pek kolay, 
Sulh olmak istersen sus bitir sözü. 

İnatla başlar ya, bütün kavgalar, 
Kimisi hoş sözü yanlış algılar, 
İnsanlar, insanı böyle yargılar, 
Dost kalmak istersen sus bitir sözü. 

Aslına bakarsan sevgi kaybolmuş, 
Çekişip didişmek, bu yüzden olmuş, 
Öyle bir maraz ki kim deva bulmuş, 
Sen bulmak istersen sus bitir sözü. 

Bağırsın-çağırsın, aldırış etme, 
Gülerek karşıla üstüne gitme, 
Suçlusun deyip de onu delirtme, 
Yol almak istersen sus bitir sözü. 

Alttan al, aldırma tatlıya bağla, 
Kanlı gözyaşıyla millete ağla, 
Mecbursun sessiz kal sükûnu sağla, 
Haz dolmak istersen sus bitir sözü. 

Fakat ha! bir şey var, onu unutma, 
Haksızca yapılan oyunu yutma, 
Gözüne yumruk at, çeneye atma, 
Kaybolmak istersen sus bitir sözü. 

İzmit 
07.04.2014

Semâvat Denizi

Be hey dünya bu yolculuk nereye? 
Gidişinde bir hikmet var sanırım, 
Götürürsün çoluk çocuk bir yere, 
Vazifende bir rahmet var sanırım. 

Şu semâvat denizinde yüzüşün, 
İki farklı dairede dönüşün, 
Bir maksada matuf gibi bu işin, 
Her işinde çok zahmet var sanırım. 

Ne durak var ne bir sınır fezada, 
Üzerinde birçok insan ezada, 
Zalim mühlet almış gibi cezada, 
Tatbikinde pek haşmet var sanırım. 

Yükün olan sekeneye uyarsın, 
Hacetini demese de duyarsın, 
Yesin diye meyveleri soyarsın, 
İkramında merhamet var sanırım. 

Her habbede istidat var sümbüle, 
Aşkı aldın verdin gülden bülbüle, 
Bu dualar mazhar idi kabule, 
Yalvarışta selamet var sanırım. 

Neden zâlim mazlumları ezmekte? 
Suçu ile suçsuz gibi gezmekte, 
Zannederim ihmalin yok sezmekte, 
Sonucunda melâmet var sanırım. 

Ne yapmışsa yapanlara kâr mıdır? 
Haram mallar zalimlere yar mıdır? 
Masumlara yoksa yerin dar mıdır? 
Ceza için kıyamet var, sanırım. 

İzmit 
05.04.2014

3 Nisan 2014 Perşembe

Geldi Gelecek

Eskiden yapılan, o menhus zulüm? 
Ecnebi muhibbi, süfyandı bunlar, 
Tahribe uğradı, mukaddes ulûm, 
İçinde gizlenen, isyandı bunlar. 

Niyetler belliydi dinsiz kesimde, 
Yaptığı tahribat malum isimde, 
Dindarmış sanılan ünlü cisimde, 
Münafık sultanı sayandı bunlar. 

Bahane ararlar bir kulp takmaya, 
Mürteci ismiyle dini yıkmaya, 
Yobazlar diyerek hapse sokmaya, 
Ecnebi emrine uyandı bunlar. 

Toplantı yaparlar bir iki kişi, 
Derlerdi bu haller mürteci işi, 
Devleti yıkacak işin gidişi, 
Diyerek kalpleri kayandı bunlar. 

Yapılan işkence, gerçekten yetti, 
Rabb’imiz, lûtfuyla, imkân bahşetti, 
Mart ayı sonunu hayra kalbetti, 
Tavrını seçimle koyandı bunlar. 

Güçlüler kazanır, çünkü haklıdır, 
Kitabı anlayan onun aklıdır, 
İçinde yazılmış zafer saklıdır, 
İlmiyle amile ayandı bunlar. 

İzmit 
02.04.2014

Toprağın Bağrı

Bîzarım artık candan, yatıversem bağrına, 
Hıfzederim diyorsun, gelsem sana ne dersin? 
Omuzlar çökmüş gibi, kapansam hem kahrına, 
İkramın varsa eğer, beni handân edersin, 
Önce cana can verir, sonra candan edersin. 

Güneş birden kararır, sarmalar ışığını, 
Zevalinin hançeri, yaralar âşığını, 
Emir veren zalimler, azleder uşağını, 
İmansızı korkutan, yeri zindan edersin 
Önce cana can verir, sonra candan edersin? 

Yorgunum düştüm yere, ellerimden tutuver, 
Ömrüme duvar ördün, harca çamur katıver, 
Döşenmiş döşek ol da, üzerimi örtüver, 
Sakın beni korkutma, beni benden edersin, 
Önce cana can verir, sonra candan edersin. 

Zulmüyle âbâd olmuş, nice zalim kimseye, 
Şöhretiyle nam salan, itibar var cüsseye, 
İntikam alsın diye, kabir düşmüş hisseye, 
Burnu yere sürterek, onu şan’dan edersin, 
Önce cana can verir, sonra candan edersin. 


İzmit 
30.03.2014