16 Kasım 2016 Çarşamba

İki Kadeh Bir Masa


Her nasılsa düştüm rüzgâr peşine
O gittikçe ben de gittim o zaman
Dere-tepe aşıp geçtim boşuna
Kuş sandılar gökte öttüm o zaman

Ben hep böyle yükseklerde uçardım
Rüzgâr ekip fırtınalar biçerdim
Havadayken gözlerimi açardım
Yere hayran kaldım bittim o zaman

Ne yazık ki rüzgâr dindi ben indim
Hemüt-hümüt bir zeminde bulundum
Çok avare kimse diye bilindim
Şöhretimle bir yol tuttum o zaman

Ama akıl bu yolda yol bulmadı
Dedim ama aklım bile almadı
Bu müşkülü hâl nicedir bilmedi
Düşünmeyi tutup attım o zaman

Aklıma pek güvenmedim aslında
Karar ile kararsızlık faslında
Sormuşlardı ne var eski neslinde
Geri baktım tetkik ettim o zaman

Ruhum ile kalp hâlini fikredip
Kutsal lafzı kabul ile zikredip
Lezzeti var deyip ona şükredip
Manevi bir tadı tattım o zaman

Dünya fani ömür ani olmasa
Ölüm gelip bizi yolda bulmasa
Koy o zaman iki kadeh bir masa
Anasını inan sattım o zaman

10.11.2016

               Bedri Tahir Adaklı

30 Ekim 2016 Pazar

TÜKRÜK


Bir ömür boyunca biriktirdiğim
Tükrüğü tükürüp hazlı yüzüne
Şükrünü duyunca biriktirdiğim
Takılmış riyadan pozlu yüzüne

Çalmalar çırpmalar âdet halinde
Deccal’ın Şeddat’ın yetki elinde
İhanet lafzını duysan dilinde
Bir şamar patlatın sözlü yüzüne

Hissiyat bozulmuş ahlak bozulmuş
Eğilmiş yerlerden birşeyler bulmuş
Yanlışı hak bilmiş ona sarılmış
Bin nefrin pis elin izli yüzüne

Nefreti ve kini şiar edinen
Aslında insana yasaktır dinen
Utanmaz arlanmaz diye bilinen
Belirdin deyiver gizli yüzüne

Kaldırım taşından yola koyulup
Tertemiz menzilin yolcusu olup
Kirliyi terkedip temizde kalıp
Yönelme o yolun tozlu yüzüne

Hakkın aşk şarabın meşkte içenin
Mefretten hasetten kinden geçenin
İhlâsla yapmacık halden kaçanın
Buse koy samimi nazlı yüzüne

25.10.2016
               Bedri Tahir Adaklı

TÜKRÜK


Bir ömür boyunca biriktirdiğim
Tükrüğü tükürüp hazlı yüzüne
Şükrünü duyunca biriktirdiğim
Takılmış riyadan pozlu yüzüne

Çalmalar çırpmalar âdet halinde
Deccal’ın Şeddat’ın yetki elinde
İhanet lafzını duysan dilinde
Bir şamar patlatın sözlü yüzüne

Hissiyat bozulmuş ahlak bozulmuş
Eğilmiş yerlerden birşeyler bulmuş
Yanlışı hak bilmiş ona sarılmış
Bin nefrin pis elin izli yüzüne

Nefreti ve kini şiar edinen
Aslında insana yasaktır dinen
Utanmaz arlanmaz diye bilinen
Belirdin deyiver gizli yüzüne

Kaldırım taşından yola koyulup
Tertemiz menzilin yolcusu olup
Kirliyi terkedip temizde kalıp
Yönelme o yolun tozlu yüzüne

Hakkın aşk şarabın meşkte içenin
Mefretten hasetten kinden geçenin
İhlâsla yapmacık halden kaçanın
Buse koy samimi nazlı yüzüne

25.10.2016
               Bedri Tahir Adaklı

GÜNEŞCİKLER


Cam kırıkları ve katreler vardı
/inci gibi ince, zarif hatta latif
Hepsi pırıl-pırıldılar
Herkes ve ben bakıyorduk

Sordum: Neden parlıyorlar
Biri, güneş var dedi
O parlaklık güneşten geliyor.

Birisi;
Güneş diye birşeye inanmam
O parıltılar da ondan olamaz dedi

Tartışmalar sürüp gitmişti tatsızcasına
Ben güneşi görüyordum.
Hem o parlak şeylerde ve hem de gökte…
Söylemiştim tatlı dille bunları
Parlamarı güneştendir diye…

İnanmayan; yutkundu ve düşünmedi
Bilemedi nedense
Bir diğeri şöyle dedi;
Güneş parlak şeylerde görünüyor
Bir tek olduğu halde birçok oluvermiş

O tekrar yutkundu ve düşünmedi
Bunlar güneşten değil
/güneş de zaten yok dedi

Haşmetli bir güneşi kabul edememişti
Ama pırıltılar adedince
/güneşleri ve güneşcikleri
/kabul edivermişti

İnkârı öğrenmiştik,
Sebebini öğrenemedik.

18.10.2016

               Bedri Tahir Adaklı

25 Ekim 2016 Salı

HARABAT



Tarihi gelmeden günü yazılmış
Un ufak edilmiş düzgün virane
Yıkılmış duvara kader kazılmış
Yazgıdan dolayı üzgün virane

Harabat tozuyla beden yanyana
İş düşer feryadı içten duyana
Dağılıp dökülmüş enkaz heryana
Toz duman içinde bozgun virane

İntikam alamaz yok ki mecali
Çektikçe acıyı bulur kemali
Manevi yönüyle eder teali
Gene de kendine kızgın virane

Gına geldi artık bitmedi gitti
Bu garip insanlar kime ne etti
Yapılan zulümler canana yetti
Bir türlü onmadı bezgin virane

Yokuştan bir sonra belki de iniş
Her güzün sonunda gelir elbet kış
Atide himmeti pervaz eden kuş
Sonucu hisseden sezgin virane

Şu ebed yolunun yorgun yolcusu
Yıkıntı içine girmiş sancısı
Demez mi ukbada, çıksın acısı
Yapana-edene kızgın virane

15.10.2016

               Bedri Tahir Adaklı

AKSİLİK



Devletten bir nâme gelse elime
O gelen şey hoş olsa da inanmam
Devlet kuşu konsa bile kelime
Deve gibi kuş olsa da inanmam

İşlerimde çok sık olur aksilik
Çiçek eksem devrilirdi saksılık
Kazancımda bakır tura düz silik
Tek bir mangır beş olsa da inanmam

Evlilik hak ama bitmez bekârlık
Hâlbuki ben gösterirdim kibarlık
Ne etsem boş, ben de varken sakarlık
Kıpti kızdan eş olsa da inanmam

Bir pehlivan olup meydan alarak
Hatta cesim boğa gibi olarak
Buzağıya yaka-paça dalarak
Tutup vursam tuş olsa da inanmam

Gizli güce sahip biri olsam da
Dağ ve tepe düzeltmeyi bilsem de
Dualarla her muradı bulsam da
Düşmanlarım taş olsa da inanmam

10.10.2016
               Bedri Tahir Adaklı

Kuyruk


Ne okudun kitaplardan
Hissen yok mu hitaplardan
Çekinmedin azaplardan
Tam musibet bulursun bak

Terbiyeni takın bari
Edepliden alın yâri
Görürsün bak yakan narı
Alev nedir bilirsin bak

Kışırsız bir meyva mı var
Kuş yapmamış yuva mı var
Dört duvarın dördü duvar
Alttan kapı çalarsın bak

Dalgınlıkla kalsa açık
Baka kalsa birçok kaçık
İstemezsin haddi geçik
Seyrederken dalarsın bak

Ehli olan buyrukludur
Sapla saman ayrıklıdır
Çoğu hayvan kuyrukludur
Sen kuyruksuz kalırsın bak

Kuyruk bile üstte durur
Belki sağa sola vurur
Bir de tutar edep korur
Kuyruksuza gülersin bak

Kumaş gelmez ipe sapa
Açık yeri hemen kapa
Bazı yerler tutmaz tıpa
Gürültüyü salarsın bak

Kıyafetin salkım saçak
Bakarlarken gizli kaçak
Kör olası hain alçak
Yüzsüz halde ölürsün bak

Ne edepsiz edep yerin
Açık yerler olur serin
Edepsize edep verin
Yoksa pişman olursun bak

06.10.2016


         Bedri Tahir Adaklı

5 Ekim 2016 Çarşamba

YILDIRLAR


Gözlerde sanki el var uzanır yıldızlara
Bakışır dururlar da bakar kör gibidirler
Yıldızlar görür gibi söz söyler yalnızlara
Sevdası olanlara, kalbi var gibidirler

Kimsesiz kalmış kimse, hayalen göğe çıksa
Yanlarında dolaşıp hepsine selam çaksa
Bir de tümü değil de yalnızca bir’e baksa
Muhabbet dolu gönle, zaten yar gibidirler

Sonra bir güneş doğar dağların arkasından,
Deryaya şavkı düşer bulutlar arasından
Yola girip dizilir çıkarsa sırasından
Kaybolup gidiverse, o an sır gibidirler

Pırıl-pırıl çehreler yıldızı yıldız yapar
Bazısı kayıverir onu da bir ay kapar
Türk bayrağı oluşur yürekten bir şey kopar
Vatana bağlılıkta, hepsi bir gibidirler

Yıldızlar iki yönlü, önü ve arka yüzü
Arkası ayna gibi önünde olur gözü
Duyulmaz sesleriyle hal dili söyler sözü
Cenneti gösteren bir, sanki Nur gibidirler.

03.10.2016

               Bedri Tahir Adaklı

28 Eylül 2016 Çarşamba

Geceler Gariplerindir



Güneşi tanıyorum o sıcak bakış ve davranışlarıyla…
Ama karanlıkların kaybolduğu yerleri bilmiyorum;
Güneş gelirken hep aynı kapıdan gelir,
Gelirken de hiç eli boş gelmezdi sağolsun
Elleri gündüzlerle dolu olarak gelirdi

Gündüz, gökyüzüyle her zaman yüz yüze olurdu
Onu biliyorum.

İnanır mısınız?
Benim yapmam gerekenleri bana gösterir ve
acı çekenleri ve çektirenleri bana söylerdi
Ağlayanları ve ağlatanları da…

Geceler başkaydı
güneşin gittiği yerden gelirdi
Çünkü kapıyı açık bırakırdı güneş

Ağlayanlar, kayan yıldızlara güvenir niyet tutarlardı
Belki acılarıımız geçer diye
Ama gökyüzü çizikler içinde kalır
Dökülen yıldızları başkaları toplardı

Zaten cepleri yıldız doluydu onların
Aç gözlüydüler.

Izdırapların yeri ise belliydi
Onlar onların sahibiydi
Gündüzler görevini yapar
Geceler ise hep gariplerin ve çaresizlerin mekânı olurdu
Artık gökyüzünün yüzü, hep çizik-çizik olmuş ve
yüreği yananların örtüsü olarak görünür olmuştu
O gariplerindi, çizik-çizik
Gariplerin ve çaresizlerin…

23.09.2016

               Bedri Tahir Adaklı

Çıkışın İnişi



Görüntü güven vermiş gülbahçeye salınmış
O yüksek bahçelerden uçmak da var sultanım
Mazluma batırdığın, dikenler çok kalınmış
Tabanları yağlayıp kaçmakta var sultanım

İstemeyiz kimsenin kılına zarar gelsin
Ah kardeşim gül değil, bin dikene bedelsin
Sevgi nedir bilmezsin merhametli değilsin
Beddua zıkkımından içmek de var sultanım

Bir bakarsın gün gelir keser döner sap döner
Hiç ummazsın keserle küt diye hayat söner
Sırtına bindiklerin bu sefer sana biner
O gülsüz dikenleri biçmek de var sultanım

Bu işlerin sonunda, akıbet bozuk gibi
Sana da nasip olur attığın kazık gibi
Kimse böyle yememiş yediğin azık gibi
İçindeki şeyleri saçmakta var sultanım

Çalıp da doldurduğun, çuval-çuval anbarda
Perişan olmuşlardı, kalan vardı pek darda
Etme bulma dünyası açıklanan sırlarda
Kapattığın yerleri açmak da var sultanım.

24.09.2016
               Bedri Tahir Adaklı

Dünya Ağlıyor


Dünya eskiden gülerdi aya bakıp
Ama şimdi ağlıyor
Biz aya aydede derdik
Yüzü parlak ve güleçti
Çünkü onun elinde
herkeze sunduğu bir mehtabı vardı
ama bu eskiden böyleydi
Güneş ise hicap bulutlarını yüzüne çekti
görmek istemiyor kaynayan dünyayı

Şimdi dünya, aya bakmıyor bile
Bakmadığından içi kararmış
Dünya artık gülmüyor
Çivisi çıkmış diyorlar.

Bağını keser mi ışıklardan
İpini koparır mı?
kıyamet de kopar mı?
Kopar diyorlar.

Dünya kaynıyor ve ağlıyor
Çünkü insanların içi yanmakta
Ağızlarından bazen nefret alevleri
bazan de ıstırap volkanları kaynıyor
İnsanlık perişan diyorlar

Çok acı çekenler var
Acılar çekildikçe acılar kopar mı?
İşte bir o kopmaz diyorlar

İnsanların, elleri, ayakları
başları ve gövdeleri kopuyor
Biz de görüyoruz
Bunlar çekerek mi koparıldılar?
Koparıldı diyorlar

Biz de duyuyoruz ve görüyoruz
Sessiz kalıp seyredilmeye ağlıyorlar
Ağlıyorlar
Dünya ağlıyor diyorlar
Desinler
biz ağlamıyalım da
Kim ağlarsa ağlasın diyorlar

19.09.2016

               Bedri Tahir Adaklı

MİZAN


Korktuğum başıma gelecek sanki
Dolaşan belayı görmüş gibiyim
Mazlumun bu ahı tutacak sanki
Arada perdeyi yarmış gibiyim

Masuma giydirdi bir ters külahı
Göklere yükseldi bu müthiş ahı
Suçlular belliydi vardı silahı
Elimle kendine vermiş gibiyim

İkbalin idbara göndüğü anda
Düşmanın elinde olur kumanda
Bizdeki münafık İçte dümende
Rotayı kim çizdi sormuş gibiyim

Kıyamet yakındır kopması yakın
Durdurun hatayı yapmayın sakın
Adalet istersen vicdana bakın
Umudun başını kırmış gibiyim

Çoluk ve çocuğu ağlaşır durur
Kader bu bilmezsin kimleri vurur
İftira atar da tutup savurur
Rüzgâra karşı durmuş gibiyim

Haksızlık etmeyin gelmesin bela
Duygular coşmuştu dinlerken sela
Bir günah keçisi buldular kula
Kurbanda boynunu vurmuş gibiyim

29.08.2016

                 Bedri Tahir Adaklı

Kalp Atışları


Sessizliği vuran kalp atışları karartır geceyi
Soğuk bir yanlızlık gelir içime
Sabrım, buzların çözülmesini bekler

Nefesler ise kendi bildiği gibi gelip-gider
Kalp bildiği gibi atar zonklarcasına
Adımlamaktadır giden zamanı

Tüm çareler peşinde koşar-durur hayallerim
Soğuğa karşı, acıya karşı, ayrılıklara karşı
Bir de zamana karşı
Hatta çaresizce ölüme karşı
Çareler peşindedir sanki

Hayellerimin ışığı sönüverir o an
Acizlik kirli elleriyle karartıverir dünyamı
Herşey kaybolur gider
Sadece karanlıklar kalır

Herkes bana bakar suçluymuşum gibi
Ölüm bile beni seyreder
Soğuk yüzünü gösterir
Benimle yüz-yüze gelmek istercesine

Gözlerimi yumsam yok olur mu ölüm
Düşünmesem hiç
Eylencelerle eylensem,
Ben onu görmesem, o beni görür mü?
Çaresizlik, çarelere engel olmakmış meğer

Kalbim atıyor zonklarcasına
Nefeslerim de kendi bildiği gibi gelip-gidiyor

Kaçmak için bir yer olmalı
Göklerin verasında zamanın bitmediği bir yer,
Karanlıkların kaybolduğu
Kalplerin durmadığı,
Kalp atışlarının başladığı yer

29.08.2016

                 Bedri Tahir Adaklı

Baştaki Başlar


Nefisler elinde kapkara dizgin
Emrine akıllar girdiği zaman
Mantığın süzgeci çok kere üzgün
Bir fikir kararsız durduğu zaman

Gördün mü havaya salınan gazı
Hamâset rügarı döndürdü gözü
Kaçmasın bunların tadıyla tuzu
Ateşler bacayı sardığı zaman

Haksızlık yapmayın çünkü Hak âli
Şecaat hissiyle bir de celali
Kızdırma zapt olmaz bizim ahâli
Kadı’lar garibi vurduğu zaman

Heva ve hevesin biter mi tadı
Bu işler âşikâr değişmez adı
Hükmünde yanlışlık yapmasın kadı
İnfazda kalemi kırdığı zaman

Herkese hizmetin takdimi candan
Olursa etmezsin dünyayı zindan
Zaptiye vazgeçsin cadı avından
Bir sultan hükmünü verdiği zaman

Baştaki başların elinde kaşık
Kaşıkla verirken maksat değişik
Sapla göz çıkarsa razıdır âşık
Ucunda sevdayı gördüğü zaman

27.08.2016

                Bedri Tahir Adaklı

HÜRRİYET


Hürriyet pınarı kesilmez asla
Yeter ki kaynayan yeri bulunsun
Dayarsan dudağın doyulmaz asla
İçecek olana duru bulunsun

Zindan-ı esaret varsa kaderde
Ümidi bırakma kalma kederde
Mutlaka o güneş doğar seherde
Gözleri ufukta biri bulunsun

Gürlesin semavat şimşekler çaksın
Kalplerden o gaflet elini çeksin
Yükselsin avazlar göklere çıksın
Gür sesli olanın eri bulunsun

Hür olmak sevdadır akmalı gönle
Bedeli can diyen cananı dinle
Himmetim milletim olsun diyenle
Birlikteyse yürek diri bulunsun

Teşvik et herkesi yudumlansın su
Su serpin dağılsın gaflet uykusu
Şahlanmış görürsen vatan duygusu
Ruhlarda imanın nuru bulunsun

29.08.2016

               Bedri Tahir Adaklı

5 Eylül 2016 Pazartesi

Hüsnün Tecellisi


Sıralanmış mevsimler sonbaharda son buldu
Tüm bulutlar karardı uçarak kondu yere
O sivri yüce dağlar fırtınayla kayboldu
Ovaya düştü hüzün kubbeler indi yere.

Altın kalpli güneşin yüzünde hüzün mü var
İlkbaharı güldüren güllerde gözün mü var
Bekleyen bir ümit ol kederi zaman kovar
Açıldı bak çiçekler gülerek döndü yere

Her zevalin kemali zahiren zuhur etti
Sevinçlerden önceki azaplar çekip gitti
Acılar lezzettendir sabırla nasıl bitti
Fırtına oldu melten kıvrılıp sindi yere.

İhtişamlı bahara imrenip baktı gökler
Bu hali farketti de alkışladı melekler
Tüm güzellik mekânı yeryüzü takdir bekler
Şu yüce Kudret’e bak rahmeti sundu yere
Gökler birden tutuştu aşkıyla yandı yere.

22.08.2016

               Bedri Tahir Adaklı

NASÎHAT


Hergün gönül hüzünde cefa veren hasretten
Geride kalan zaman çabuk akmasa bile
Beklediğim bir şey var vefa deren hasretten
Rahmet bulutlarında şimşek çakmasa bile

Silkinip çıkılamaz hissiyat derin kuyu
Cehennem gayyasının birkaç misli var boyu
Bırakamam birtürlü alev gibi bu huyu
Külüm hiç savrulur mu ateş yakmasa bile

İte-kaka nefsimi infaz etti son karar
Önce pek anlamadım ne fayda var ne zarar
Dış yüzü pırıl-pırıl gizli gururu kırar
Eneyi parçaladı sesi çıkmasa bile

Nihâyet nasîhatten aldı gönül dersini
Yeniden tanzim etti kötü nefsin hırsını
Çevirince şu ömrün çirkinlikte tersini
Mazide kaldı hicran geri bakmasa bile

Kırmızı bir sadefte sunulmuştur muhabbet
Nasıhatten hisseler dağıtıyor bu mabet
Ömür yeni başladı ilk gün gibi şebabet
Ebed yolunda duran engel kalkmasa bile.

28.08.2016

                  Bedri Tahir Adaklı

4 Ağustos 2016 Perşembe

FİLLERİN FİLOSU


     
Düğümden acılı hıçkırık lokma
Her iki kefede hizası haktır
Bedenler sancılı bir kırık lokma
Haddini bilmeze ezâsı haktır.

Fillerin filosu yollara düştü
Meydanda şecaat file üşüştü
Yıllardır istipdat sulha dönüştü
Engeller kalkmazsa nizâsı haktır.

Şecaat bahşeden İlâhi eli
Uzanıp tutundu binlerce veli
Burçlardan dökülen rahmetten seli
Filleri boğduysa cezâsı haktır.

Kimisi kimini masum görmekte
Kimisi kurtlara eman vermekte
Kimisi filleri yere sermekte
Suçluysa ölüme rızâsı haktır.

Görmüştük meydanda olan biteni
Zalimden mazluma gücü yeteni
Kan revan içinde yatan her teni
Tam şehid etmenin kazâsı haktır.

02.08.2016

               Bedri Tahir Adaklı

23 Haziran 2016 Perşembe

MUKAYESE


Geceler odamda zindandı bana
Huzurlu uykuya girmemiştim hiç
Söylenen mutluluk yalandı bana
Dalıp da bir rüya görmemiştim hiç.

Şu küçük odacık sanki bir sahra
Ararken huzuru dokundum kahra
Sevgiyi bulmamış asık bir çehre
Umudun yurdunda durmamıştım hiç.

Dudağım tastayken öptüğüm kenar
Kısık bir ateşte yemeğim kaynar
Aş pişsin isterim bazen de yanar
Mükellef bir sofra sermemiştim hiç.

Hem herkes arzular keyifle seyran
İnsanlar sefaya ne kadar hayran
Ben ise fukara anadan üryan
Bedene bir fisten sarmamıştım hiç

İşte bak zamanım geçiyor yasla
Hayatı ve mevti bakta kıyasla
Ecelim gelmişse çekinmem asla
Hayata pek önem vermemiştim hiç.

Ölüm bir nimetmiş cennetin yolu
Cehennem lebâleb zalimle dolu
Yer mi var söylesin bir Hakk’ın kulu
Ama ben kimseyi yermemiştim hiç.

21.06.2016

               Bedri Tahir Adaklı

14 Haziran 2016 Salı

Selvi Boylum



Benim gibi ağıt yaktı haykırıp
Geşmişteki hasareti dinletti
Başkasına gözyaşıyla hıçkırıp
Yüksek sesle akıbeti dinletti.

Nice derdin yetmesini umarak
Bitsin hasret dedi hayal kurarak
Muhabbeti dosttan ödünç alarak
Kubbelerde tilaveti dinletti.

Selvi daldan tırpanına sap edip
Diken biçip güle bağı hasredip
Bütün cıhan bunu böyle seyredip
Bülbül gibi zerafeti dinletti.

Hayal söndü ümit söndü aşk söndü
Tek gidilecek istikamet bu yöndü
İkbalimiz idbar oldu yan döndü
Yola çikan akameti dinletti.

Yapma gülüm etme gülüm ah gülüm
Ömür biter neticede var ölüm
Değilmi ki rıyakârlık bir zulüm
Tekellüfle mahareti dinletti.                              

Keşke böyle olmasaydı sevdamız
Yol bitmeden tatsız oldu vedamız
Abus surat süklüm püklüm edamız
Taziyede ziyareti dinletti.

Selvi boylum işin bitti yanarım
Sende suç yok ben kendimi kınarım
Sevda için tevbe etmek kararım
Günahlarda mâzereti dinletti.

12.06.2016

Bedri Tahir Adaklı

31 Mayıs 2016 Salı

Ağaran Günler


Ömrümün binası çöktü üstüme
Enkazı altında kaldı bu gönül
Çileden bir ateş döktü üstüme
İçine kendini saldı bu gönül.

Hissemde bu varmış haktan verilen
Ektiğim güllerden yokki dirilen
Çok nimet olsa da yere serilen
Olanı seçmedi buldu bu gönül.

Kaderin kalemi çekti bir çizik
Muhabbet ve sevda harap ve ezik
Âşıklar bağının dalında azık
Yemeden içmeden soldu bu gönül.

Umutlar tükenmiş herşey harabat
Bilinmez kim mahzun, hatta kim abat
Ama ben görürüm benimki berbat
Acıyla çileyle doldu bu gönül.

Silkinip enkazdan kaldırdım başım
Kurumuş olsa da gözümde yaşım
Gaipten verilmiş umuttan aşım
Mubarek sofraya daldı bu gönül.

Bu da bir nasip mi gördüm ufukta
Hisseme çok düşşe olan bollukta
Beytime Nur mu var altınolukta
Uhrevi günleri aldı bu gönül.

Demek ki boşuna üzmüşüm kendim
Bir cidal için miş kederden bendim
Yıkılsın gamyemem vallah beğendim
Hikmette esrarı bildi bu gönül.

İzmit 31.05.2016

Bedri Tahir Adaklı