30 Kasım 2013 Cumartesi

Veren Var

Tesadüf edilmez, tesadüflere, 
Vücudun göğsüne, bir baş veren var, 
Ömürden sayılan tüm nefeslere, 
Kafesin içine, bir kuş veren var. 

Güzelle çirkinin, dereceleri, 
Hem iyi hem kötü, hem niceleri, 
Cemalin hüsnünde, incelikleri 
Gözlerin üstüne, bir kaş veren var. 

Yüz binler, neviden, her bir canlıya, 
Akılsız olandan, en akıllıya, 
Kısacık, boyludan, uzun boyluya, 
Ye; deyip, eline, bir aş veren var. 

Eceli, kimine, pek çabuk gelir, 
Kimi var; aldırmaz, kimi irkilir, 
Bazen de ölümü, tehir edilir, 
Yaşlının ömrüne, bir yaş veren var. 

Bazısı bunlara tesadüftür der, 
Sen hayrı göster bak, o şerre gider, 
Yaradan var denir, o isyan eder, 
Şeytanın diline, bir iş veren var. 

Sevenler seveni hep sevsin diye, 
İki cins farklıdan, her ilgiliye, 
Aşkına mukabil bir sevgiliye, 
Çok candan sevene, bir eş veren var. 


İzmit 
30.11.2013

28 Kasım 2013 Perşembe

Esrar-ı Gaybî

Canlılar adedince, elemli ses, 
Duyulur derinden avaz-avaz. 
Kiminde ayazda donan bir yürek, 
Kiminde susuzluktan kurumuş boğaz, 
Göklere yükselmiş, kapkara duman; 
Yangından çıkıyor bir fizâr-ı naz. 

Bir şahin rızkına muhtaç ve de aç, 

Tasallut edecektir o fıtrî mizaç, 
Ak kanatlı güvercin çırpınmakta pür telaş, 
Bulutlar delik-değiş olmuş ateşli çığlıktan, 
O kırılmış kanatları açamaz ve açmaz, 
Takati, az, gücü az, 

Ölüm, öncesi, gayretin ördüğü, 

Üst-üste evhamdan taş duvarlar, 
Çok zordur, onları taşmadan aşmak, 
Belki de kaçması mümkün değildir, 
Hatta yükselmiş bile olamaz, 
O çırpınan pervaz. 

Zalimlerde bu zulüm, 

Belki de; bir hevesât-ı sihirbaz. 
Kiminde taştan da katı, bir yürek, 
Kiminde neş’eden yırtılan, boş boğaz, 
Kulaklara vurur bir name-i saz. 

Uzanıp da tuttuğum velvele ve çığlık; 

Bitmez ve durmaz, 
Kimden kime gider diye düşündüm biraz? 
Meğer feryad-ı figan değilmiş duyduklarım; 
Birer âvâzü niyaz, 
Birer tesbih-i âğâz. 
O; bir vazifedir, 
Asla durmaz ve yorulmaz.. 

İzmit 

27.11.2013

26 Kasım 2013 Salı

Fincancı Katırları

Fincancı katırlar, geçmekte yoldan, 
Aman ha ürkmesin, iyi tutunuz, 
Bir öyle, bir böyle, sağdan ve soldan, 
Devrilip düşmesin, dikkat ediniz. 

Yola revan olmuş, yüklü katırlar, 
Fincanlar kırılır, tedbir alınız, 
Mezarlık yoludur, herkes hatırlar, 
Belki de yatır var, dua sununuz. 

Bu ne bu, felâket, bir adam çıktı, 
Çarpmasın bizleri, destur çekiniz, 
Mezarın üzeri, neden açıktı? 
Hayalet olmasın iyi bakınız. 

Meğerse hocaymış, değdi nazara, 
Hey gidi yolcular ibret alınız. 
Merakla, Nasrettin, girmiş mezara, 
Dedi ki; bu yol da, sizin yolunuz, 

Katırlar ürktüler, şangırtı koptu, 
Hiç biri kaçmasın, ipi geriniz, 
Katırdan her biri, bir yolu tuttu, 
Kaldıysa sağlamı, malı bulunuz. 

Hocaya sorunuz, neymiş niyeti? 
Yanına giderek, biraz durunuz, 
Hem önce sakince, gart vaziyeti, 
Alarak bir sürü, yumruk vurunuz. 

Hoca gitti evine, bitkin haldedir, 
Hanımı soruyor, hu; nasılsınız? 
Öteki dünya ki; nice beldedir? 
Ne yapmak gerekir, usül sayınız? 

Hoca da rahmetli şöyle buyurdu; 
Tevilli söz derim, iyi duyunuz, 
Katırlar ürkmezse, ahiret yurdu, 
Başka dert yok derler, sakin olunuz. 

İzmit 
25.11.2013

21 Kasım 2013 Perşembe

Bilemedik

Para dedik makam dedik, ün dedik, 
Kula kulluk, eder olduk arkadaş, 
Menfaate secde ettik, din dedik, 
Cennetten de mahrum kaldık, arkadaş. 

Dünya için çabaladık, didindik, 
Makam mevki, “şöhret” ile bilindik, 
Haram-helal biraz servet edindik, 
Mala-mülke doyamadık arkadaş. 

Bile-bile, suç işledik yanıldık, 
Ulemâdan dinsiz diye anıldık, 
Yalnız dünya, dedik, ona sarıldık, 
Baltaya sap, olamadık arkadaş. 

Hiç bakmadık, iman nedir din nedir, 
Düşmanlarda, bize karşı kin nedir, 
Mazideki âli devlet nerdedir, 
Onu gene hiç sormadık arkadaş. 

Halef-selef, iyi-kötü kâfile, 
Tutup seçsen, getirsen de nâfile, 
Bu oyunu anlamıştı saf bile? 
Oyuncuyu bulamadık arkadaş. 

İzmit 
20.11.2013

18 Kasım 2013 Pazartesi

İki Şer

Ehven-ü şer diye, bir kaide var, 
İslâm’ın malıdır, böyle bilinsin, 
Anla ki, bu işte, bir faide var, 
Herkese ilân et; şöyle bilinsin: 

Eğer ki; bir parmak, kangren olsa, 
O dertli parmağı, kesip de alsa, 
“Şer” ama küçüktür şöyle bir baksa, 
Kurtulan kol olur, öyle bilinsin. 

Az iyi-çok iyi, adaylar olur, 
Çok şer’i seçersen, çok hak kaybolur, 
Bu söze uyanlar, hak yolu bulur, 
Hem sonra bu olay; neyle bilinsin? 

Hâsılı düsturlar, mihenk taşıdır, 
Her işin membaı, bunun başıdır, 
Tüm işler “İlâhi ferman” işidir, 
Herkese; “hikmeti” söyle bilinsin. 

Baktın ki, iyi yok, ortada hep şer, 
Az şer’i seçmekle, mecburdur beşer, 
Yoksa çok, zulümle, zulmete düşer, 
Bu tedbir, bu tercih REYLE bilinsin. 

İzmit 
17.11.2013

16 Kasım 2013 Cumartesi

Gözünü Yumanlar

Gözünü yumup da, karanlık eden, 
Gündüzü geceye, döndü zanneder, 
Aydınlık görüp de şaşkınlık eden, 
Güneşi vakitsiz doğdu zanneder. 

Görmezden, geldiği her bir gerçeği, 
Muhabbet bağında açan çiçeği, 
Yolmaya gelene, dur diyeceği, 
Kimseye engeli, koydu zanneder. 

Karışmış evlerde, erkek ve dişi, 
Diyor ki; özgürüm yapsam bu işi, 
Durdurmak isterse, bir dürüst kişi, 
Bu şahsı mürteci oldu zanneder. 

İffete tecavüz, kalplere kadar, 
Gelmiş de görmemiş her görüşü dar, 
Baskılar şeytandan demişse dindar, 
Taktiği düşmandan aldı zanneder. 

Mukaddes şeylere kalbi kapalı, 
İnançlı olana eli sopalı, 
Dövüşü kendine düstur yapalı, 
Bu emir ATA’dan kaldı zanneder. 

İzmit 
16.11.2013

11 Kasım 2013 Pazartesi

Gelecek Günler

Şu ömür ağacın, kuruyup gider, 
Sayılı nefesler, bitecek bir gün, 
Neyi var neyi yok bırakıp gider, 
Varise elveda, edecek bir gün. 

Âdeti böyledir, dünya bu işte, 
Yakınlar sevinir ona gelişte, 
Ağlayan olsa da ondan gidişte, 
Gözünün yaşını silecek bir gün. 

Mademki, ölümü durduran olmaz, 
Dünyaya bir kazık, çakan bulunmaz, 
O zaman fidan dik, bu unutulmaz, 
O ağaç meyveyi, verecek bir gün. 

Maziye şöyle bak, her taraf mezar, 
Bitmez mi insanlar hep azar-azar? 
Bu işi Yapan kim, etmezsek nazar, 
Mahşerde bizlere soracak bir gün. 

Baksana ortalık kan gölü san ki, 
Katil de maktûl de, ağlar inan ki, 
Gülen yok, olsa da belki bir-iki, 
Kan döken “gününü”, görecek bir gün. 

İzmit 
11.11.2013

4 Kasım 2013 Pazartesi

Naat 1.

Susuz çöllerin çatlak dudaklarından 
İçli fısıltılar çıksın semâyâ 
Bir şefkat ve bir rahmet damlası 
Aksın Nur bulutlarından. 

Ey Halık-ı kâinat; 
Bize bir rahmet gönder 
O bir beşer olsun 
Öyle bir beşer olsun ki; 
Bize örnek olsun, o kutsi nazarınla.. 
Üstün olsun yarattıklarından 
Bu âlemi gören herkes; 
O’nun ehemmiyetini bilsin ve kim olduğunu anlasın. 

Kelam’ından öyle bir kelam ver ki, 
Onunla bize hitap etsin 
Kurtulalım hayatsız hayattan 
Sonra O’nu dinleyelim; 
Ve o kelam’ın Hak kelam olduğunu anlayalım. 

Hünerleri olsun, hatta parmakları bile.. 
On parmağında on musluk bulunsun 
Bir orduya yetecek kadar su akıtsın ve artırsın 
Bir parmağı bile mükemmel olsun, 
Sema, sayfasına bir elif çizsin de 
Kameri iki şak yapıp, mim harfini iki nun okutsun. 

Yer sarsılıp debreştiğinde; 
Uhud dağına bir kırbaç vursun da, 
O dağ utanıp sus pus olsun ve durulsun. 

Kendinden evvelki nebi’lere, nebi desin 
Onlara; delil, bizlere nebi ve rehber olsun, 
Tüm fısıltıların ne olduğu ve maksadı bilinsin. 
Sen’in rahmetin anlaşılsın. 
O bulutlardan rahmet damlaları aksın 
Kirlenen dünya yıkanırken 
Kalplerimiz serinlesin ve pasları silinsin. 

Ey nefis, Nur bulutlarından; O “Rahmet” 
Bardaktan boşanırcasına, yağdı ve gitti 
Yerden sümbüller bitirdi ve belirtti, 
Onları öğrenmelisin, 
Haberin olsun. 

İzmit 
04.11.2013

3 Kasım 2013 Pazar

Millet El Ele

Yeryüzü nedense, hep iniş-yokuş 
Bu millet düşmesin tutsun el ele, 
Baksana yürürken, hep itiş-kakış 
Koşarak çarpan kim? , 
Bizim hergele. 

Hayat ki; deryadır, hep dalış-çıkış 
Açmışsan yelkenin, takılır yele 
Yüzmeye başlarsan, hep dövüş-boğuş, 
Denize iten kim? 
Bizim hergele. 

Her araç yollarda, hep kalkış-varış 
İnsanlar bağrışır ne bu velvele 
Kokuşmuş yolculuk; hep gidiş-geliş 
Havayı bozan kim? , 
Bizim hergele. 

Çarşıya gir de gör, hep alış-veriş 
Parayı çıkar bak cebinden hele, 
Zannetme bu işler hep değiş-tokuş, 
Kazığı atan kim? , 
Bizim hergele. 

İzmit 
01.11.2013