17 Aralık 2015 Perşembe

HİSSİYAT



Sükûnet çökerse ruhun damına
Kalpleri karartan sisler bulursun
Bin kelam akseder hayal camına
Rengârenk ve parlak hisler bulursun

İçine doğarsa hüzünlü bir yas
İyiyi kötüyü edersin kıyas
Eğer sen güzeli yaparsan mikyas
Hatası az olan haslar bulursun

Binlerce letaif kaynaşır durur
Bir kısmı yansıyıp yüzüne vurur
Bir kısmı bağrışır için kudurur
O zaman ruhunda yaslar bulursun

Cıhad için tahsis edilmiş mahâl
Yalnızken daha çok depreşir bu hâl
Bu derdin yerinden çıkması muhâl
İçinde kavgalı küsler bulursun

Doluşur içine gariplik bazan
Hatta sen dersin ki vardır bir yazan
Gül bahçede güle vursa da hazan
Gene de hoş kokan misler bulursun

Ruh ve kalp ne diyor ona bakmalı
Kararmış zihinde bir nur yakmalı
Hizmeti gül yapıp başa takmalı
Böylesi âlemde süsler bulursun

15.12.2015
                 Bedri Tahir Adaklı

Katkılı


Vücuda her giren lokmaya bakın
Ne varsa içine tıkılmış gibi
Mukaddes rızkımız ekmeğe bakın
İçine toztoprak dökülmüş gibi

Böcekten ilâca ne varsa konmuş
Hainler aldatmış masumlar kanmış
Süslenen paketle bunları sunmuş
Dost olup yanına sokulmuş gibi

Sebzeden meyveye ekmeye kadar
Tarlayı sürüp de dikmeye kadar
Güya bu faydalı şifaya medar
Olmuş da içine bakılmış gibi

Kimisi obezmiş kimisi kısır
Zararı en fazla belki de mısır
Mideye girecek katkıya kusur
Karnına bir kurşun sıkılmış gibi

Nedir bu milletin çektiği çile
En dürüst sanılan kimseler bile
İşinde gücünde her türlü hile
Yapmamış da boynu bükülmüş gibi

Anası babası hatta dedesi
Nasipmiş herkese katkı maddesi
İnsanlık yurdunun sağlık caddesi
Ateşe verilip yakılmış gibi

Beşeri bu işten kurtarma yolu
Kur’an’da bu asrın belki sağ kolu
Okuyup Nurları Rabb’in her kulu
Sokmalı kafaya çakılmış gibi


12.12.2015

               Bedri Tahir Adaklı

8 Aralık 2015 Salı

Doğrunun Ortası


Dağları kaplayan nedir bu duman
Bulutlar açılıp çekilsin artık
Çaresiz insana veriniz eman
Ruhlarda meşale yakılsın artık

Sevgiyle sözleri serpin toprağa
Yeşertin boz kırı döndürün bağa
Şevklensin gençlerim kalksın atağa
Bu maksat ruhlara ekilsin artık

Muhabbet ne demek güven ne demek
Bu yolda sevgiye sevgi eklemek
Şevk için veriniz her türlü emek
Kardeşlik kalplere çakılsın artık

Davamız aslında müsbet olmalı
Her türlü insan var, ülkemin malı
Kırmadan dökmeden hakkı demeli
Mizacın aslına bakılsın artık

Hizmeti bilmeyen olmaz mı canım
Öyle bir anlat ki alsın donanım
Verirsen demez mi sana aslanım
İçine nur fidan dikilsin artık

Kimisi kırarak ruhu öldürür
Kimisi bilemez fazla güldürür
Malum ya ehl-i hak hakkı bildirir
İfrattan tefritten çıkılsın artık

06.12.2015

               Bedri tahir Adaklı

ARAYIŞ


Herkes soluk soluğa yollara düşmüş
Geleceğe açık kapılar önünden
İzden çukurlarda birikmiş sular
Basmak istemez çocukça yürüyüşler
Her biri çanak-çanak terlerle dolu
Gözlerden de eklenen tükenmiş yaşlar

Gelecekteki yangını körükleyenler mi bunlar
Bağrış çağrış giden güruh
Kimi hasret kimi hasâret yüklü vasıtalar
Ağır-ağır döner tekerleri yokuşlarda
İzlerde boğulurken onuru
Binlercesi çarpışır başıboş taşlar

Umutlar ağırlaşır yükselirken
Yağsız dingiller çığlığında
Yerden kalksada boyunduruk
Gücün tükendiği yerlerdi bu yerler
Hırıltılarla nefes nefese ömür
Nedense yolculuk sona doğru yavaşlar

Bazı kimseler habersizdir
Kilitli çığlıklardan,
Yol kenarlarına dikenler dikilmiş dizili
Yokuş aşağı süratle yuvarlanan zaman
Sapmadan dönüşü olmaz çığlıkların
Onlar aslında şaşkın çaresiz arayışlar

29.11.2015

               Bedri Tahir Adaklı

21 Kasım 2015 Cumartesi

Düldül


              Düldül

Başa gelse ne edersin
Ölüm derler sen ne dersin
Sen genç iken sana gelir
Yaşlı isen sen gidersin.

Gelmiş işte yolun sonu
Çok önemli bak bu konu
İmam hadi giydiriver
Kefen denen beyaz donu.

Benzi solmuş dönmüş küle
Uzanıver şu düldüle
Dostlar seni taşısınlar
Hadi artık güle-güle.

13.11.2015

               Bedri Tahir Adaklı

10 Kasım 2015 Salı

Duraklay/anlar


Şuracıkta şıkışmış küçük bir zaman vardı
Kurcalayıp çıkardık kırılmış gibi sanki
Nağmeden kaçıp düşmüş resimde keman vardı
Yay ayrı keman ayrı darılmış gibi sanki.

Tecessüm eder nağme yay kemana sürünür
Hüzünlü yanık ağıt, bu karede görünür
Hayalinle dinlersen sesler birden dirilir
Kalpte bir sızı başlar yarılmış gibi sanki.

Bir ucu kırık-kopuk, bir ucu sarı leke
Bir tarafı ezilmiş yarı paslı teneke
Yerde bir şal serili yırtılmış çeke-çeke
Çocuklardan birisi, doğrulmuş gibi sanki.

Belki seneler geçmiş bu karenin ardından
İki çocuk sırtında, eller durur kadından
Bu meçhul şahısların bahsederken adından
Geçmişten geleceğe çağrılmış gibi sanki.

İşte resim bir anlık ediverse tahâkkûm
Resim zamana değil zamanlar resme mahkûm
O vakit oradaydım, ama şimdi ben yokum
Deyenin, ruhu resme, sarılmış gibi sanki.

07.11.2015

               Bedri Tahir Adaklı

7 Kasım 2015 Cumartesi

HAYAT


Doğumla ölümün arası hayat
Acı da tatlı da başına gelir
İstersem, ben doğmam diyerek dayat
Gene de yaşamak işine gelir.

İlk defa görürsün şefkatten kucak
En güzel yürekli onda olacak
O safi sütüne sevgi katacak
Anandır, rızkın da döşüne gelir.

Birkaç diş ağzına dizilmiş olur
Üstelik kendine sert yemiş bulur
Büyürsün sütün de kesilmiş olur
Bitmesi en uygun yaşına gelir.

Bu nasıl tanzimdir bu nasıl hikmet
Kalıba en uygun dökülmüş nimet
Eline her geçen sanki ganimet
Koşarak erzakın peşine gelir.

Bakarsın önüne iki yol çıkmış
Nefretle muhabbet ikisi hakmış
Nefreti seçenin dostları yokmuş
Görmeye gelenler boşuna gelir.

Hak vaki olursa ömür son bulur
Yaşın da, belki genç, belki yüz olur
Sevenler kabrinde bir müddet kalır
Sevmeyen gelse de taşına gelir.

01.11.2015

               Bedri Tahir Adaklı

3 Kasım 2015 Salı

Kaybolan Yıllar


Varımız yoğumuz bir avuç içi
Onu da kaybeden ellerim üzgün
Şaşırıp kadere atmayın suçu
Şu beni mahveden hallerim üzgün.

Olmadı ne hüner ne de marifet
Ne şıklık olmuştu ne de zerafet
Her zaman bir belâ belki bir afet
Gelmeyi bekleyen mallarım üzgün.

Tarlada-tapanda toprağım yarık
Yağmursuz havadan yürekler buruk
Ayağı sıkmaz mı kuruyan çarık
Tabanı yıpratan yollarım üzgün.

Bu kadar saydığım döktüğüm lâfı
Nazara alma sen bir takım gafı
O zaman pek çoktu insanın safı
Tümünü sarmayan kollarım üzgün.

Yemenin içmenin neydi o tadı
Cihana değerdi dostluğun yâdı
Çok sıkça geçerdi hepsinin adı
Unutup sustuğum dillerim üzgün.

Şimdi bak şu hale ne güne kaldık
Mal aldık mülk aldık belki şan aldık
Dostları unuttuk dünyaya daldık
Mâzide kaybolan yıllarım üzgün.

31.10.2015

               Bedri Tahir Adaklı
                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                            

30 Ekim 2015 Cuma

Bahçeler Yandı


Tutuştu içimde gönül bahçesi
Bülbülüm çaresiz gülüm çaresiz
Kelâmda bozuk çok sözde lehçesi
Konuşmam çaresiz dilim çaresiz.

Samyeli esti de küller savruldu
Körpecik filizle fidan kavruldu
Açmamış goncanın boynu büküldü
Tutuşan bahçemde dalım çaresiz.

Toprağım güzeldi güller güzeldi,
Kökleri dursa da dalı azaldı
Ellerin bağında hasat düzeldi
Benim de kazmamla belim çarasiz.

Bahçivan bulalım bir gayret ile
Bir hata yapmadan hem bile-bile
Tedbirle her hali getirsek dile
Ozaman olmaz mı zâlim çaresiz.

Hem akı hem alı çeşitli renkler
İnançla oluşur güzel ahenkler
Vurursan bilgiyle işe mihenkler
Elbette demezsin ilim çaresiz.

28.10.2015

               Bedri Tahir Adaklı

18 Ekim 2015 Pazar

HÜR OLMAK


Uykusuz gecenin bitmez rûyası
Bir sinsi düşman var, saldırın artık
Şu sessiz milletin duyulmaz yası
Teselli ederek güldürün artık.

İnsanız, hatamız olur elbette
İyiye, güzele çok teşvik ette
Hiç kazanç olmaz mı bir marifette
Medenî fenleri aldırın artık.

Faydalı birşeye gösterin ilgi
Dimağa doldurun münasip bilgi
Gelişme yolunda bir azim olgu
Gençlerin kalbine doldurun artık.

Bu asrın insanı hep yeni yetme
Görünüşe bakıp îtimat etme
Tedbirli, ol tabi, herkesi itme
Bir insan sarrafı buldurun artık.

Sistemler kokuşmuş insanlar bozuk
Kimseye güven yok vallahi yazık
Hürriyet gelirse yemeyiz kazık
Baskıcı görüşü öldürün artık.

Küçükler büyüsün yılları saysın
Beynini yedirin yeterki doysun
Çıkarı uğruna boynunu eysin
Diyenden bu hâli kaldırın artık.

Seyisler davranın salın şu atı
Süvari yapınız her demokratı  
Geçer bu, gidişle geçer sıratı
Hür olmak nasıl şey bildirin artık.

17.10.2015

           Bedri Tahir Adaklı

8 Ekim 2015 Perşembe

Hak İsteyenler


Simaya çalınmış kederden boya
Nefretten bir mana takışı yeter
Gökyüzü yırtıldı ta! Yerden aya
Kaynayan volkanın çıkışı yeter.

Yemen’de bir ucu, Şam’da bir ucu
Hakları eziyor maddenin gücü
Garibin içinde dehşetli acı
Parlayan şimşeğin çakışı yeter.

Beşere pahalı ödetti bunu
Toprağa doğrulttu kandan yolunu
Kâfirin kırdığı iki kolunu
O kolsuz gövdenin çöküşü yeter.

Tenezzül buyursa ilâhi rahmet
Kalkacak mazlumdan kalkacak zahmet
Haklıya hak verir nasipse himmet
O sonsuz şefkatin bakışı yeter.

Sadece dünyada yetmez bu acı
Meyveyi sunarken zakkum ağacı
Cehennem içinde sonsuz kalıcı
Zalimi sekarın yakışı yeter.

Dünyada hiç lezzet almamış garip
Yüksünmüş gönülle huzura varıp
Cennete hayretle sevinçle girip
Mazluma enharın akışı yeter.

07.10.2015

               Bedri Tahir Adaklı

1 Ekim 2015 Perşembe

DUMAN İÇİNDE


Yutkunur, yutamaz düğümden lokma
Mizanın her iki, kefesi duman
Kan kokan mahalde ölümden lokma
Soluğu verenin nefesi duman.

Deryanın üstünden görünmez dibi
Umutsuz ölüme gidermiş gibi
Olmazsa bekadan biraz nasibi
Günahkâr kim varsa sırası duman.

Onu da yüzdürün yüzen kafile
Gidilsin ne olur yakın sahile
Nefesler kesilir herşey nafile
Tuzlu su yaktıkça yaresi duman.

Sahile  çıkışı cıhanı yakar
Son bir ses verirken ayyuka çıkar
Cennette  pınarlar berrakça akar
Bekasız dünyanın çaresi duman.

Kulağı uzatıp yeri dinledi,
Kendine değil de gayre inledi
Denizden ayrılan kumu eledi
Kim sebep olmuşsa dirisi duman.

Dalgaya kapılmış kenara vurmuş
Küçücük bedenle secdeye durmuş
Endülüs terketmiş yerine varmış
Bu şekil bir fethin neresi duman.

23.09.2015

                 Bedri Tahir Adaklı

12 Ağustos 2015 Çarşamba

YALNIZLIK


Bana kulak versen beni, dinlesen
Yalnızlığa güleceksin sanırım
İnsanlıkta dostluk neymiş anlasan
Eski fikri sileceksin sanırım.

Belki nefsi islah etmiş olursun
Hatta biraz kemâlât da alırsın
Toprak gibi mahviyette kalırsın
Tek başına kalacaksın sanırım.

Beşer yalnız yaşayamaz cihanda
Hep beraber kaldığımız bu handa
Bakarsın ki işin düşer bir anda
Dost kapısı çalacaksın sanırım.

Yalnız kalıp hasta olsan uzansan
Acılardan sızım-sızım kıvransan
Kimse yok mu diye biraz aransan
Saçın başın yolacaksın sanırım.

Uzak kalma dostlarından hısımdan
Fayda umma âlbümdeki resimden
Kurtulmayı istemişsen hasımdan
Dosta haber salacaksın sanırım.

Sevap-günah ne olursa insanla
Söylemeyi bilemedim sen anla
Kalbinde ve hissindeki lisanla
Sohbete dost bulacaksın sanırım.

İzmit - 2015

                   Bedri Tahir Adaklı

10 Ağustos 2015 Pazartesi

İlim


Kendini bilgili zanneden edip
Çirkefle dolan bir, kazan gibisin
Marifet dersini almadan gidip
Cehalet fermanı yazan gibisin.

Fıtrî bir kitap var, çevir gözünü
Oku bu, eşyanın parlak yüzünü
Manevi ilimden hakkın izini
Görmeyip avare gezen gibisin.

Fiyaka uğruna aldığın ilim
Hakikat demez mi işte bu zulûm
Mecliste atarsan bilgiyle çalım
Cihanda nizamı bozan gibisin.

İlimden maksadın hakikat olsun
Lûzumsuz bilgiyi yak da savrulsun
Hikmeti talep et himmet doğrulsun
O zaman bir şeyler sezen gibisin.

Öteler ötesi nazarı atıp,
Nebiler-veliler yolunu tutup
Onların ilmini fehmine katıp
Hah şimdi “bin kitap” yazan gibisin.

31.07.2015
                 Bedri Tahir Adaklı


          

Mehdiyet (Taşlama)


Ümitsiz görmüşüm şairim seni
Bu herif ne kadar olsa da denî
Bitirdik işini dinle bak beni
Son hali yolunmuş kuşa dönüştü.

Baksana Mehdiyet zuhur eyledi
Ne yapmak gerekir onu söyledi
Yüz otuz kitapla fena payladı
Gözüne batacak şişe dönüştü.

Tahribat kolaydı öyle başardı
Ehl-i kalp olanın gözü yaşardı
Mehdi’yi gördü de nasıl şaşırdı
Bir gözü bir göze şaşa dönüştü.

Üç devir bitirdik dörttedir sıra
Kapanır gider de döner hasıra
Çok hiddet ederim bakma kusura
Merkebin fireni çuşa dönüştü.

Mehdiyet kazandı vurarak künde
Ehl-i Hak sevinsin ahir ömründe
Deccal’ı uzanmış yerde görün de
Kazanmış gibiyken tuşa dönüştü.

25.07.2015
(Taşlama)

                 Bedri Tahir Adaklı

28 Temmuz 2015 Salı

KELÂM



İlâhi hitabet Güzel’den gelmiş
Kelâmı kullara ulaşmış böyle
İnsanda fıtratı ezelden bilmiş
Nüzûlle sohbetler oluşmuş böyle.

Kendini tanıtmak istemiş Kadim
Hak sözle birlikte atılır adım
Sevgiyi içerken hep yudum-yudum
İnsan’ın içine doluşmuş böyle.

Kalplerden mananın hayâle seyri
Dilleri, lehçesi şivesi ayrı
İçinde aynı söz dışında gayrı
Bu farka insanlar alışmış böyle.

Kiminde hoş talep olmaz kelamdan
Kimisi bahseder yastan elemden
Nasipsiz biriyse güzel âlemden
Kiniyle nefreti gelişmiş böyle.

İlâhi sevgiden, aşktan bîhaber
Kiniyle adâvet nefret berâber
Kötülük etmeyi sanmış mûteber
Güzelle-çirkinler dalaşmış böyle.

Zikirde muhabbet ortada durur
Kalpleri çarparken hak diye vurur
Zâkîrin gönlünde kaynaşır sürur,
Mecliste hâl ehli buluşmuş böyle

18.07.2015

               Bedri Tahir Adaklı

19 Temmuz 2015 Pazar

SAVRULDU


Merkebe yükledim sap ile saman
Rüzgâra kapılıp savrulup gitti
Ömrümü boşuna bitirdi zaman
Çilenin narında kavrulup gitti.

Hiç gözüm olmadı güller bağında
Ne elin, balında ne de yağında
Tedârik ettiğim gençlik çağında
Kap-kacak dolmadan devrilip gitti.

Kabahat bendeymiş değilmiş yelde
Sonunda sermâyem kalmadı elde
Hançerden acılar varmış ezelde
Ucunun batışı sivrilip gitti

Birisi dedi ki, bak güzel dostum
Kimseye olmadı kötü bir kastim
Gel beni taklit et ben nefse küstüm
Derdemez acıyı devralıp gitti.

İçimde huzurlu bir hal başladı
Bu zatın şu sözü kalbe işledi
Netice; nefsimi fena haşladı
Sıkıntım sevince çevrilip gitti

Hayatım guruba etse de meyil
Anladım bu gidiş bir bitiş değil
Hayatı verene tazimle eğil
Dedim de nefsime kıvrılıp gitti.

13.07.2015

                Bedri Tahir Adaklı

4 Temmuz 2015 Cumartesi

Çaresizlik


Gül kokusu taşıdım inişimde günlerce
Yüzümü sürüyüp de ırmak olup çağladım
Köşe-bucak dolaşıp geçişimde binlerce
Taştım da hüzünlerle dolup-dolup ağladım.

Hazan yüklü hislerden sıyrılıp bulutlara
Çıkıp da boyun büktüm el açıp umutlara
Şeytana kulak veren nefsimdeki putlara
Mağlup düştüm çok def’a naçar kalıp ağladım.

Hoyratça tırmık-tırmık gülbahçesi taranmış
Sevda eri bülbüller medet için aranmış
Mumlar yanıp tükenmiş tahtalara dayanmış
Eridim damla-damla sesi salıp ağladım.

Yürü dedim kendime hakkın ardından yürü
Mecalsiz gelenleri tut da kolundan sürü
Yeryüzü kanağlıyor neden zalim bir sürü?
Sorup durdum kendime dalıp-dalıp ağladım.

Başkasının dertleri içimde sızım-sızım
Hissettim gene ama neden böyle arsızım
Hak benim olsa bile gaspeden bir hırsızım
Bir cebimden bir cebe koydum çalıp ağladım.

Şahlanır zannetmiştim içimdeki hisleri
Menfaatim uğruna kaldıramam hırsları
Model bir insan diye buluverdim hasları
Bu sefer sevincimden, vecde gelip ağladım.

03.07.2015

               Bedri Tahir Adaklı

28 Haziran 2015 Pazar

HİÇ


Cüz’i bir gayrete denirse cefa
Ambarı dolduran hiçlik yutulur
Nafile, çark döner binlerce defa
Lokmalar çiğnenir açlık yutulur.

Tenbelce kaykılıp şilteye uzun
Hiç öyle olur mu ayağı kazın
Soğukmuş sıcakmış kışın ve yazın
Bahane aranır güçlük yutulur.

Yimi dört altındır bir günlük hayat
Çalış ve çabala yorulursan yat
Helâlden kazanca ısrar et dayat
Sağlığın gider de harçlık yutulur.

Heba olur zaman yok olur vücut
Aslında içinde istidat mevcut
Kullanıp şükreyle ediver sücût
Farkına varmazsın gençlik yutulur.

28.06.2015

               Bedri Tahir Adaklı

13 Haziran 2015 Cumartesi

Artık Böyle


Mekânlar küçüldü zaman kısaldı
Bu yolda yolculuk yetmez mi sandın
Malumat gelişti haber hız aldı
Gurbette hiç hasret bitmez mi sandın

Merkebe binerdik yavaş giderdik
Yolculuk hiç böyle biter mi derdik
Vuslatı yollarda somunla yerdik
Yanında soğanı yetmez mi sandın.

Velhasıl bitirdik mâziyi böyle
İrtibat olmazdı şehirle köyle
Köylü der işim yok paşayla beyle
Küçümser davranış bitmez mi sandın.

Baksana kardeşim şu bizim asra
Büyüyüp karıştı Bağdat'la Basra
Harâbe hâneyi döndürdü kasra
Keyf için tarlayı satmaz mı sandın.
                               
Şimdi bak çalışmak kazmasız belsiz
Bir anda görüşür cebinde telsiz
Vasıta diyorsan belki bedelsiz
Bir ömre bin ömür katmaz mı sandın

Hayvandan farklıyız şu görünüşte
Şükür yok kardeşim şükür yok işte
Nankörlük diz boyu mülke gidişte
Bu yüzden musibet çatmaz mı sandın.

13.06.2015

                 Bedri Tahir Adaklı

10 Haziran 2015 Çarşamba

En Son Nefes


Yüreğim mecalsiz kalmış da olsa
Maksada ermeyi isterim elbet
Bedenim kendini salmış da olsa
Doruğa varmayı isterim elbet.

Ne olur mâniler çekilin yoldan
Düşmanlar saldırır hemen her koldan
Bir zafer ummayın bu garip kuldan
Çemberi yarmayı isterim elbet.

İlk insan fehmine yönelen suâl
Vicdanın gördüğü manevi bu hâl
O zaman söz verdik reddetmek muhâl
Va’dimde durmayı isterim elbet.

Ne mümkün zafere gayretsiz gitmek
Yetmiyor gönlüme kanaat etmek
Mü’mine mahsusmuş Hüsn’ü seyretmek
Hem ben de görmeyi isterim elbet.

Ağaçlar tohumdan tohum ağaçtan
Rabb’imin varlığı belli sonuçtan
Tesadüf diyeni kurtar bu suçtan
Sebebi sormayı isterim elbet.

Konuşur şu âlem işittim sesi
İkazla uyarır hemen herkesi
Mukaddes kelamla en son nefesi
Secdede vermeyi isterim elbet

10.06.2015

                 Bedri Tahir Adaklı