26 Aralık 2014 Cuma

Aynı El

Ortalık karışık, bir dizi tuzak,
Bu işi aynı el kuruyor gene,
Yardımcı olan kim, sanma ki uzak,
Bir taşla iki kuş vuruyor gene.

Değil ki tek ülke islam diyarı,
Yârini yar etmez, salar ağyarı,
Dostluğu va’z eden kutsal miyârı,
Bozarak fitneyle kırıyor gene.

Tavşana; kaç deyip, tazıyı salan,
Tek elle öttürür bu sazı çalan?
Saf olan insanlar, bilmez ki yalan,
Elleri yanlarda duruyor gene.

Karışsa karışır, düzen bozulur,
Kitleler ölür de kabre dizilir,
Perişan etmeye ferman yazılır,
Baksana toprağı yarıyor gene.

Birini birisi vursun diyerek,
Kendini gizliyor maske giyerek,
Yalandan rükûda başın eyerek,
Yardımcı müslüman arıyor gene.

Malum ya tahribat, zaten pek kolay,
Sinsice fitneden çıkarır olay,
İşleri rastgelse çekmez mi halay?
Sırada; kim diye, soruyor gene.

Tekeri çomaksız tek ülke kaldı,
Yoksa bu, bana mı, bir karar aldı?
İkiden birini birine saldı,
Bu ahvâl herkesi geriyor gene.

23.12.2014

               Bedri Tahir Adaklı

19 Aralık 2014 Cuma

Cıhad

Kurt şimdi gövdenin; girdi içine,
Düşmanı hariçte arama sakın,
Masumum deyip de, kendi suçuna, 
Bir kılıf bularak koruma sakın.

Birliğin bağında esen yelleri,
Koparır baksana masum gülleri,
Kanına ekmeği doğrar elleri,
Yiyenin işine yarama sakın.

Ölümün yüzüne gülen duruşlar,
Mermiden yumurta; yumurtlar kuşlar,
Başlara isabet eder vuruşlar,
Kan varsa zülfünü, tarama sakın.

Dâhilde hiç cihat, olur mu kanla?
Katletmek uğruna cenge çıkanla,
Dindaşı ganimet bilip bakanla,
Beraber o yolda yürüme sakın.

Af etmek medarmış, hüsn-i kabûle,
Elele tutuş da, geçsin makbûle,
Sen gül ol, bağında, görün bülbüle,
Dalında çürüyüp kuruma sakın.

İhlâstan havuzun, içini doldur,
Buz olan eneyi, dökerek öldür,
Mutlu et havuzda milleti güldür,
Dışında kalarak erime sakın.

15.12.2014

                 Bedri Tahir Adaklı

Hayat Ağacı

Bir hayat ağacı, meyve verirse,
Önceden çiçeği gösterir sana,
Mutluluk kızarıp göğe ererse,
Başında yelleri estirir sana.

Hayatı böylece derliyor beşer,
Bakarsın meyveye,  birkaç kurt düşer,
Kemiren her neyse, görünce şaşar,
Yediğin lokmayı kusturur sana.

Aslında ağacın meyvesi acı,
Dalında kalmaya olmaz ilâcı,
Kuruyup giden şu, dipteki ucu,
Hileyle meyveyi sattırır, sana.

İş-işten geçer de, hayat durulur,
Ummazsın bir anda gönül vurulur,
Meyveler dökülür sapı burulur,
Ağacı dibinden, kestirir sana.

Dünya bu, cilvesi hiç belli olmaz,
Delik bir kap gibi, doldursan dolmaz,
Sen kalmak istersin hevesin kalmaz,
Gene de, git diye, bastırır sana.

Yapraklar dökülse olmaz mı gazel,
Başlangıç bellidir, değil ki ezel,
Mânâsı zahirden bin bir kat güzel,
O fâni ciheti, attırır sana.

06.12.2014

                 Bedri Tahir Adaklı

2 Aralık 2014 Salı

O Sığdı Ben Sığamadım

Koskoca bir âlem sığar kalbime,
Gene de bir yerde, boş yanı kalır,
Gökteki o güneş doğar kalbime
Aydınlık olsa da, loş yanı kalır.

Atamam içimden kök salar âlem,
Neşeyle karışık beraber elem,
Bunları yazıyor manevi kalem,
Acıyı karalar, hoş yanı kalır.

Kaçırdım zamanı elimden kaydı,
Takvimler düşerken peşpeşe saydı,
İçimde feryadı tüm cıhan duydu,
Son ucu yok olur, baş yanı kalır.

Ne yazık; âleme hiç sığamadım,
Sevsem de övsemde çok kalamadım,
Doydum ya! hayattan tad alamadım,
Ağlarım göz kurur, yaş yanı kalır.

Hangimiz eskiydi hangimiz yeni,
Gövdemin cirmi ne, neydi ki eni?
Tutmuyor içinde kovuyor beni,
Ruhumu defeder, leş yanı kalır.

Ben onu sevdim de kalbime koydum,
O beni kovuyor sonradan duydum,
Ne desem çare yok, kadere uydum,
Gerçeği tükenir düş yanı kalır.

30.11.2014

                  Bedri Tahir Adaklı

28 Kasım 2014 Cuma

Ben Sana Sen Dedim

Birçok insanlar vardı karşımda,
Hepsine sen dediğim,
Sonra; o kimseler arasında bir ben vardım tek başıma,
Ağaçlara bakıyordum herkes gibi,
Yaprakları sararıp da düşmeye yeltenen.

Akşamlar hep yıldızlerı bekler,
Çıksın diye,
Benim de baktığım,
Toprak vardı, dökülenleri toplayan,
Bir eli vardı sonbahar denen,

Herkesin baktığı yerler vardı karşımda,
Hep aynı şeyleri yapıyorduk bakarak
Ama onlara sen diyordum ben,
Bilmeden..
Neden?

Ben kimdim,
Nereden gelmiştim,
Nereye gidiyordum,
Ayrılıklar diyarına mı diyordum?

Sen dediklerim hepsi birden bana;
Sen dediler,
Nereye böyle dediler.
Halbu ki ben sen değildim
Bendim.

Birden düşündüğümü anladım tenha bir yerde,
İçimde sen dediğim biri vardı,
İçimi yakan,
O ateş değildi, peki neydi sence?
İnanır mısınız o da bendi.
Ona artık; sen diyemedim ben dedim,
Ben.

27.11.2014

               Bedri Tahir Adaklı

25 Kasım 2014 Salı

Yanlış Hesap

Köyümüzün yolları vardı;
Yollardan birisi, ta! Bağdat’a kadar uzanıyordu,
Yol ya bu uzanacaktı elbet, uzun-uzun,
Bizim köyün, birçok yanlışları da vardı yolları gibi,
Çamur içinde ve çamur da yollar içindeydi,
Hatta yanlış hesapları da vardı,
Bağdat’a göndermek isteyip de,
Gönderemediğimiz..
Belki de geri dönmez diye,
Ama ben gene de, doğruları çok seviyordum,
Doğruların da doğrusunu;
Dosdoğru olanları..

Yakınımızda, dokuz köy daha vardı,
Ben o köylere giderdim, arada bir..
Yanlışların Bağdat’tan
Geri dönebileceğinden söz ederdim,
Dosdoğru olarak..
Ama beni kovarlardı,
Bir türlü sözümü dinletemedim nedense,

Doğruyu söylemek doğruydu belki,
Ama “her doğruyu demek doğru muydu? ”
Onu hiç düşünmemiştim.
Çünkü ben düşüncesiz biriydim.
Doğru hesapları olan,

Bu hesapları Bağdat’a gönderselerdi;
Geri dönebilirler miydi.?
Bağdat harap olmuştu..
Belki de yollarımız çamur olduğundan gidememiştir,
Gitse bile dönemeyecektir.
Çünkü yollarımız harap olmuştu
Hatta ben de, tüm hesaplar da..

Ama o dokuz köy hala ayaktaydı dimdik..
Beni kovmak için duruyordu.
Beni kovmak için..

11.11.2014

Bedri Tahir Adaklı

16 Kasım 2014 Pazar

Duraksız Yol

Duraksız Yol

Kaçınılmaz kaçışlarım
Vardı nedense
O zaman

Acaba kaçan ben miydim
Yoksa hayat mı
Yüksek dağların kekik kokulu rüzgârları
Eserek geçiyor yanımızdan
Aşk kadar yüksek ve ulvi
Sessizliğe doğru

Çoban kavalları baharı çağırıyor
Meleşen kuzulara
Ben ise mevsimlerden kaçıyordum
Hayat aklıma gelir diye

Önce bahar sonra yaz ve sonra sonbahar
Kış ise beyaz kefenini giyecek,
Mezarsız ölümlere

Hep firak hep zeval
Hayat bu işte

Sonra durakladım durdum
Duraksız yollardaki gidişte

Uğuldayan yanlızlığımda
Kaçınılmaz kaçışlar vardı
Bazen kendimden
Bazen hayattan işte

Tufandan kaçan gemi gibi,
Hep kaçış var bu görünüşte
Ama Cebel-i Cud’a oturmuştu gemi
Tufandaki bitişte

Çepeçevre kuşatılmış
Maniler ve gizli sınırlar vardı
Yer ve göklerdeki
Kaynayan ve kaçışan direnişte
Dedim ya işte

29.10.2014
               Bedri Tahir Adaklı

12 Ekim 2014 Pazar

Hırs ve Hasâret

Arkama baka-baka, giderken ecelime,
Kalanlara şaşırdım, ölümsüz gibiydiler,
Acaba desem mi ki, şöyle birkaç kelime,
Mahmur-mahmur baktılar, çelimsiz gibiydiler.

Hâlbu ki gelirken biz; ağlayarak gelmiştik,
Ölümün varlığını, çok az sonra bilmiştik,
Düşünmek istemeyip aklımızdan silmiştik,
Hayat nedir bilen yok, ilimsiz gibiydiler.

Yüreğime saplanmış, hançer gibi endişe,
Mâni olan bulunmaz, kabre doğru gidişe,
Derde deva olsa da, çare yokmuş bu işe?
Gidenleri seyrettim, elemsiz gibiydiler.

Ufka artık yöneldim, geçti ömür ufûle,
Nâsihleri dinleyin; dedim ama nafile,
Bir yere yazın dedim, aldırmadı kafile,
Kâğıt pekçok olsa da, kalemsiz gibiydiler.

Çalışıp çabalayıp, ne bulmuşsa almışlar,
Üstünlük hevesiyle, rekabete dalmışlar,
Eşya dolmuş evleri, bak ayakta kalmışlar,
Her nasılsa gene de, kilimsiz gibiydiler.

İzmit
10.10.2014

               Bedri Tahir Adaklı

3 Ekim 2014 Cuma

Başını Yesin

Gün doğsun ağarsın gecesi günün,
Müjdeli her haber yüzüne vursun,
Masuma sunduğu sesi ünlünün,
Nefretle ne demiş sözüne vursun.

Yıldızlar yanmakta, gökleri yutan,
Dumansız ateşi, kalbiyle tutan,
Utan be zalim ok; yayından utan,
Uçarsan vınlayıp dizine vursun,

Sinsice yaklaşan, ölümün hızı,
Kaldırmaz bu dünya böyle bir sızı,
Kaderden kalemin çizdiği yazı,
Tersine patlatsın kızına vursun.

Kimisi ayaksız kimisi elsiz,
Ölümü görenler karşılar dilsiz
Dumanı ucunda mermi bedelsiz,
Namluda arpacık gözüne vursun.

Işid’dim, güç verir, içteki güce,
Görünen bu zafer zannetme yüce,
Bedeni pek bâlâ ruhları cüce,
Yıktığı ocaklar haz’ına vursun.

Sevdiğin şu dünya başını yesin,
İnan ki yiyecek, vallahi kesin,
Ellere bakmayın ne derse desin,
Elinde ne varsa özüne vursun.

İzmit
29.09.2014

                  Bedri Tahir Adaklı

24 Eylül 2014 Çarşamba

İçimdeki Sıla

Gözlerim yollarda kulağım seste,
Hasretin ismini bildim sanırım,
Sıladan haber var, her bir nefeste,
Dostlardan müjdeyi aldım sanırım.

Matlubu ararken, can kafesinde,
Demedim gurbetin hak neresinde?
Kavuştum herşeye, aşk meclisinde,
Çok derin düşlerde kaldım sanırım.

Tefekkür ufkunun kızarmış anı,
Ruhumda bir huzur kaplar her yanı,
Çok candan dostlara verdim bu canı,
Bir gönül havzına daldım sanırım.

Sılayı bilmeyen gurbeti bilmez,
Zanneder bu derya dalıp geçilmez,
Her visal gönülde kolay secilmez,
Sevgiyi kâlplere saldım sanırım.

Gönlümün diyarı, asıl bir vatan,
Dostlarla beraber, cana can katan,
En makbul birşeymiş, sinede yatan,
Kâlpteki maksada, geldim sanırım.

İçimden içime, yolculuk sonu,
Kâlbime dönerek bulmuşum onu,
Düşmanlık hissinden kaçmakmış konu,
Visâli sevgide, buldum sanırım.

İzmit
21.09.2014

               Bedri Tahir Adaklı

6 Eylül 2014 Cumartesi

Aylak

Gafletten bir çorap örmüşse başa,
Kaybolan, ömrünü, yıllarda arar,
Beğenmez kulp takar, sunulmuş işe
Tembellik ruhunu, ellerde arar.

Hele bir aylaksa, her geçen günü,
Boşuna sarfeder bütün ömrünü,
Şaka ve şamata sevgi ürünü,
O şeş-beş attığı pullarda arar.

Çalışan bir kimse, şükreder gâyet,
Kanaat ehlidir, etmez şikâyet,
Uğraşır, didinir budur mezîyet,
Rızkını en meşru yollarda arar.

İşinde tam huzur isterse eğer,
Alnının terine vermeli değer,
Emeğe mukabil ücreti meğer,
Rab’binin sunduğu hallerde arar.

Bahçeyi kazmışsa, günlük bir akçe,
Tevekkül ederek hakka erkekçe,
Maksadı goncadır asıl gerekçe,
O şirin matlubu güllerde arar.

İzmit
26.08.2014

               Bedri Tahir Adaklı

26 Ağustos 2014 Salı

Çirkin Hayalât

Kurtulmak ne mümkün hayâli halden,
Tefekkür kördüğüm, bağlandı bende,
Düşünce ufkumda, o âli halden,
Mahrumuyet hâli, hâllendi bende.

Zihnimi tardeden, dertlerim dolu,
Nefsimin ısrarla tuttuğu yolu,
Hiç böyle olur mu Allah’ın kulu,
Diyerek tenkidim dillendi bende.

Şikâyet etmekte hissiyat haklı,
İçimde bulunan neler var saklı,
Edebî edepte pek çok yasaklı,
O İblis hayâli kullandı bende.

Nihayet sonunda bir çare buldum,
Elime Nur’lu bir, Hak kelam aldım,
Okudum, okudum hayrette kaldım,
Nihayet hayâlim nurlandı bende.

O çirkin hayâli, düşü bırakıp,
İstiâze edip Hakka yakarıp,
Dikenli otları söküp çıkarıp,
Tefekkür bahçesi güllendi bende.

İzmit
20.08.2014

               Bedri Tahir Adaklı

Nur

İslâmın karargâh diye seçtiği,
Tefekkür ufkunu yoklayan bir Nur,
Münkirin fikrini kesip biçtiği,
Kalpleri şüpheden, paklayan bir Nur.

Helâket-felâket asrına gelen,
Kur’ana saldıran fitneyi bilen,
Muannit düşmanın zırhını delen,
Cıhadın yüzünü aklayan bir Nur.

Kur’anın elmastan, kılıcıdır bu,
Mü’mine güç veren hak tacıdır bu,
Ruhların-kalplerin ilâcıdır bu,
İslama îmânı ekleyen bir Nur.

Kur’andan süzülmüş yüz otuz kitap,
Bu asrın fehmine, uygun bir hitap,
Kim karşı gelmişse düşüyor bîtap,
Muârız olanı haklayan bir Nur.

Kur’an semasından, nazil olarak,
Son asrın fitnesi muztar kalarak,
Hak verir susar o, hüccet bularak,
Kalpleri; inkârdan, saklayan bir Nur.
İşte o mâlûm ya; “Risale-i Nur.”

İzmit
24.08.2014

               Bedri Tahir Adaklı

23 Ağustos 2014 Cumartesi

Işık

Gecenin içinde sönük bir ışık,
Uzaktan uzağa gözüme çarptı,
Karanlık, aydınlık oldu karışık,
Kandili tutarken yüzüme çarptı.

Yolcuyum meçhule, duraksız yolda,
İnişler, çıkışlar sağda ve solda,
Aman ha yürürken az tedbir al da..
Baksana tabanın dizime çarptı.

Nağmeyle acılar feryat edeli,
İçimden ses verdi inleyen teli,
Mızrabı tutan şu, insafsız eli,
Telleri kopardı sazıma çarptı.

Bahtıma ne düşmüş alnımda gördüm,
Yalancı dervişe halimi sordum,
Aldığım cevabı hep şerre yordum,
Tedbirim; kaderde yazıma çarptı.

Karanlık meydana bakıp gitmeden
Yaklaşsa o ışık sönüp bitmeden,
Göstermek kolay mı gücü yetmeden?
Muzaaf bedbinlik özüme çarptı.

Benliğim kayboldu ışık getirin,
Kararmış bahtımı alın götürün,
Teselli edin de derdi bitirin,
Dediğim kimseler; sözüme çarptı.

İzmit
22.08.2014

                 Bedri Tahir Adaklı

15 Ağustos 2014 Cuma

Fısıl-Fısıl

Fısıltı ile anlattıklarımı
Can kulağı ile dinlemiştin,
Görüyordun derinliklerini,
Mutlaka anlıyordun duymasan da..

Biz bizeydik her zaman düşlerimde,
Başkaları fark etmiyordu sen yokken..

Susarak geçirdiğim zaman
Sanki yıllar gibiydi,
Ne kadar çok şey vardı anlatılan..
Bilmek istiyordum
Meçhul karanlıkları;
Akarken zaman..

Güneş batıya gidiyordu;
Aramızdan geçerek..
Çaresizdi benim gibi..
Sen ise hâlâ uzaklardaydın.

İçimden kopartılan ne varsa
Biriktiriyordum bir-bir..
Siyah acılardı yerlerine yenileri gelen..

Çimenlere basamadan
Yürüdüğüm yolların menzilinde,
Çakıltaşları ayaklarımı kanatmıştı.
Sızım-sızım.

Beni hala dinliyor musun duymadan?
İstersen derinliklerine bak
Ruhumun pencereleri olan gözlerime..
Ta derinliklere derin-derin.
Belki, beni oralarda görürsün,
Fısıltılarımla yanlızken..

İzmit
14.08.2014

               Bedri Tahir Adaklı

13 Ağustos 2014 Çarşamba

Şimdiki Kalpler

Gönüller seması kap kara bulut,
Döküldü yıldızlar, görünmez oldu,
Sevdaya vuruldu koskoca kilit,
Sevginin kıymeti bilinmez oldu.

Geçmişe yönelip etsek de sefer,
Getirsek oradan sevdalı nefer,
O zaman o zatlar, olmuş  muzaffer,
Şimdi bak; bu kapı çalınmaz oldu.

Aslında gerçek bu, değilki masal,
Leyla ile Mecnun, bizlere misal
Bu yolda onlara etsek imtisal,
Böylesi âşıklar bulunmaz oldu.

Şikâyet değil de hikâye etsek,
Olmazsa hayalen geçmişe gitsek,
Muhabbet uğruna tükenip bitsek,
Görüp de bir örnek alınmaz oldu.

Bu asra şeytandan kimler vekildi?
Makam ve maddeye dikkat çekildi,
Gönüller bağına diken ekildi,
Bu yüzden bu yurda gelinmez oldu.

Yine de ümitvar olalım derim,
Ben artık yaşlandım belki giderim,
Sizlere uzunca ömür dilerim,
Sevdalı olmadan ölünmez oldu.

İzmit
13.08.2014

                Bedri Tahir Adaklı

10 Ağustos 2014 Pazar

İki Yol

Önümde iki yol, görünür bana,
Duydum ki yollardan birisi yanlış,
İkisi, doğru der gösterir bana,
O zaman bunlardan hangisi yanlış?

Hiç kimse demiyor yoğurdum ekşi,
Hürriyet ufkundan doğmaz anarşi,
Felâket olmaz mı, mutlak monarşi?
Doğrular dense de bilgisi yanlış.

Bir büyük denizdir, aslen bu vatan,
İncisi mercanı dibinde yatan,
Dalgıca dal deyip, cevher aratan,
Denizi sallayan dalgası yanlış.

Pek ayrı gibidir ama yanyana,
Ortalık buz tutmuş kayankayana,
Zannetme olanlar hep senden yana,
Diyor ki ben doğru, gerisi yanlış.

Ziyanın zulmetin olmaz arası,
Gocunur kimisi varsa yarası,
İnan ki milletin yanmış çırası,
Olanlar hep aynı sırası yanlış.

Gemiyi sahile götürün hele,
Her kutsi davada verin elele,
İnsanlar çekmesin, hiç artık çile,
Aslı bu desek de, algısı yanlış.

İzmit
09.08.2014

               Bedri Tahir Adaklı

29 Temmuz 2014 Salı

İstismar

Kim miş o dinini istismar eden?
Gördün mü kendisi, yaptı bu sefer,
Mescidi câmiyi tarumar eden,
Dindar bir adamı kaptı bu sefer.

Değişmiş o eski, siyasetiniz,
Galiba mahvoldu, ferasetiniz,
Ne oldu sizlere böyle ettiniz?
Diyecek; cinniler çarptı bu sefer.

Partimiz diyordu hemen kerkesin,
Değiştik baksana kararlar kesin,
Ne oldu ey seçmen kesildi sesin?
Cehape yolundan saptı bu sefer.

Olsa da en güzel hatta mükemmel,
Yeni bir anlayış yeni bir temel,
Şimdiki yapılan daha da Ekmel,
Bakarsan, özünden koptu bu sefer.

İzmit
28.07.2014

                 Bedri Tahir Adaklı

26 Temmuz 2014 Cumartesi

Elleri Bağlılar

Çaresiz kalışın ağrısı tutmuş,
Ölümün yolları, açılmış sana,
Birisi birinin elini tutmuş,
İntikam yemini içilmiş sana.

Tek suçun, bir mü’min olmakmış senin,
Malum ya, yanlışlık, ısrar edenin,
Kanını içmeye koşup gelenin,
Küstahça nefreti saçılmış sana.

Her canlı ölümü, tadacak diye,
Okunan fermanı sana hediye,
İslama düşmanlık acaba niye?
Uyduruk deliller serilmiş sana.

Uğruna öldüğün dava adına,
Şehadet şerbeti ermiş tadına,
Çıkmışsın makamın yüce katına,
Kefenden hulleler biçilmiş sana.,

Kan revan içinde olmuş yeryüzü,
Herkesce malumdur kahpenin izi,
İşittik kaderin dediği sözü,
Devlet-i âliye verilmiş sana.

Çünkü sen zavallı, güçsüz birisin,
Bir takım hislerin tatmin yerisin,
Sen ölmüş olsan da, hala dirisin,
Makam-ı şahadet sunulmuş sana.

İzmit
24.07.2014

               Bedri Tahir Adaklı

22 Temmuz 2014 Salı

Baharın Aşkı

Milyonlar çiçeği, toplayın hemen,
Serin de semaya yayılıp gitsin,
Burçları baharla kaplayın hemen,
Bir kısmı güneşe, katılıp gitsin.

Hatta o; çiçekler, dipdiri kalıp,
Melekler onlardan, sevgiyi alıp,
Yeryüzü üstünde, insana salıp,
Kalplere muhabbet, çakılıp gitsin.

Bahardan öğrensek aşkı sevdayı,
Derinden derine sessiz nidayı,
Duyursun kalpdeki, ulvi sedayı,
Bir küpe olsun da takılıp gitsin.

Nedir bu nefretle kin ve adavet?
Kâr etmez sözlerle, yaptığı davet,
Gökteki bahardan, sonsuz sehavet,
Yağsın da yerlere, serilip gitsin.

Bir lokma bir hırka neden yetmemiş?
Bu serkeş nefiste istek bitmemiş,
Dünyalar dünyayı tatmin etmemiş,
Hak meta değil ki satılıp gitsin?

Kimde o, letafet, kimde incelik?
Eskiden aşk derdik tam bir hecelik,
Şimdiki aşka bak, birkaç gecelik,
Böyle aşk o kalpten, sökülüp gitsin.

İzmit
19.07.2014

               Bedri Tahir Adaklı