16 Aralık 2013 Pazartesi

Eski Ve Yeni Kavgası

Bağı koptu, dede ile torunun, 
Biri ondan biri bundan söz eder, 
İkisinin birbiriyle zorunun, 
İki ayrı yaralardan söz eder. 

Neler oldu bir bilseniz bu yurda, 
Biri dili, biri dini, anlatır, 
Geri kaldık dilden-dinden ötürü, 
Dilimize başka diller karışmış, 
Millet tutar, milletlerden laf alır, 
Agop adlı, biri kem-küm laf bulur, 
Bir de “din” var, tartışması bitmeyen, 
İzmit 

Düşünelim otur hele buyur da, 
Bir de tutup, nesilleri ayır da, 
Ayrı-gayrı olanlardan söz eder. 


Zaten malum kalmamıştır hal-hatır, 

Biri terlik, biri topu fırlatır, 
Hemen herkes, kavgalardan söz eder. 


Frenklerden yalan-yanlış her türü, 

Taklit edip, işleri yap, götürü, 
Doğru sanıp yanlışlardan söz eder. 


“Din’i” softa; bozmak için, yarışmış, 

İki nesil bunlar için dövüşmüş, 
Bozmayanlar, bozanlardan, söz eder. 


Eyer-büker dili gibi kullanır, 

Edip alır, edep verir ballanır, 
Tam tatlanmış, duygulardan söz eder. 


Uydurulmuş, kelam lafa laf olur, 

Eskimez dil, işte böyle kaybolur, 
Dede-torun, yorumlardan söz eder. 


İman’dan ve dinden hiç haz, etmeyen, 

Doğrusunun tahkikine gitmeyen, 
Heba olmuş, hayatlardan söz eder. 


15.12.2013

13 Aralık 2013 Cuma

El Eden Var

Uzaklardan bir el, el etti ele, 
Anlamaz el âlem; neden el eder? 
Eliyle anlattı, dil taktı ele, 
Bu hale; bir mana, veren el eder. 

Bir remiz bir işmar, bir şeye bakar, 
Tutuşmuş ateşin, dumanı çıkar, 
Ne kadar fiil var, failden akar, 
Fark eden farklıyı, gören el eder. 

Bir meyve dalında, bakar insana, 
Bu duruş, ve bu hal, ikramdır sana, 
Dalında sallanış, derstir alana, 
Sendeki isteği bilen el eder. 

Hâsılı her şeye, görev verilmiş, 
Bir şükür uğruna, yere serilmiş, 
Teşekkür etmemek, serbest edilmiş, 
Ceza var dikkat et, diyen el eder. 

Dal bilmez, el bilmez, tatlar da bilmez, 
O halde bilen var, bilen ne demez, 
O Bilen’i bilen, inkâr edemez, 
Bilen’i seveni, seven el eder. 

İzmit 

13.12.2013

10 Aralık 2013 Salı

İmkânat

Güzel gören, fark etmişse, güzeli, 
Endam başka, duruş başka, yüz başka, 
Güzel olur, ol demişse; Ezeli, 
Duyan başka, Diyen başka, söz başka. 

Bilinmeyi istedi de, âlemi, 
Yaratmıştı, göndermişti Âdem’i, 
Ayet dizdi, bir ip yaptı, her demi, 
Hüccet başka, bürhan başka, iz başka. 

Sonsuzluktan mümkünatı, var etmiş, 
Şu dünyayı dünyalıya yar etmiş, 
Münkir kızmış, mü’min bundan ar etmiş, 
Dünya başka, Halık başka, biz başka. 

Şiddetli bir, zuhur ile gizlendi, 
Varlıkların, sesleriyle seslendi, 
Hem görmeyi, kim istemiş bilendi, 
Bakmak başka, görmek başka göz başka. 

Ta.! serâdan, süreyyaya, yol gider, 
Kaf ve nun’dan kudreti var emreder, 
Şaşan şaşmış, olmuş birer derbeder, 
Aklı başka, kalbi başka, öz başka. 

Cümle âlem onu söyler, hoş anar, 
Her anışta, gönül yanar, kalp yanar, 
Yürek kopar, içte bak bir yer kanar, 
Yanan başka, yakan başka köz başka. 

İzmit 
10.12.2013

7 Aralık 2013 Cumartesi

Akan Zaman

Bir kıvılcım düştü kavdan, çakmaktan, 
Ateş çıktı, alev çıktı köz çıktı, 
Sarı yaprak, tütününü yakmaktan, 
Her nefesten, duman çıktı, söz çıktı. 

Her bir kadem, tepelere, yükseldi, 
Ömür ise akıp giden bir seldi, 
Mevsimlerden, kapımıza kim geldi? 
Meraklılar, bir de baktı, güz çıktı. 

Birden bire, ne geçti ki önümden, 
Dökülenler, nedir bu her yönümden, 
Ağacımdan, dallarımdan, gülümden, 
Gonca soldu, yaprak düştü, öz çıktı. 

Verilen bir emanetti bu canım, 
Ama gel gör, heba oldu her anım, 
Türkü diye tutturduğum yalanım, 
Teli yoktu, tek tel taktı, saz çıktı. 

Dertler bir gün biter diye bekledim, 
Ama heyhat, derde dertler ekledim, 
Kara rengi; sıkıldım da sakladım, 
Şöyle baktım, ömrün akı, az çıktı. 

Ölüm artık yola düştü duraktan, 
Hemen herkes hüzün alır, firaktan, 
Dere-tepe, görünse de uzaktan, 
Doğrulanlar, yola baktı düz çıktı. 

İzmit 
07.12.2013

4 Aralık 2013 Çarşamba

Gerçek Dertliler

Dertlerin önüne tebessüm dizdim, 
Yine de üstünden aşıp gittiler, 
Acıdan diyarı dolandım gezdim, 
Bendeki bu derdi; delip geçtiler. 

Neler gördüm neler, yavrusu ölen, 
Zalimin sadistçe zulmünü gören, 
Acılı çileden, bir kefen ören, 
Üstüne serip de, kesip biçtiler. 

Meğerse çileyi zevk eden varmış, 
Onlara saadet, uzak diyarmış, 
Acıyı tartarak, lezzet ararmış, 
Zehirsiz bal sanıp, süzüp içtiler. 

Hamiyet perverler yardıma koştu, 
Aslında aşılan, hafif yokuştu 
İçinde çırpınmış, yaralı kuştu, 
Uçamaz bu artık, deyip kestiler. 

Dertliyi fark ettim, sesimi kestim, 
Bir kıyas uğruna kendime küstüm, 
Çareyi götürdüm, gürleyip estim, 
Gene de acıyı, gülüp seçtiler. 

İzmit 
04.12.2013

30 Kasım 2013 Cumartesi

Veren Var

Tesadüf edilmez, tesadüflere, 
Vücudun göğsüne, bir baş veren var, 
Ömürden sayılan tüm nefeslere, 
Kafesin içine, bir kuş veren var. 

Güzelle çirkinin, dereceleri, 
Hem iyi hem kötü, hem niceleri, 
Cemalin hüsnünde, incelikleri 
Gözlerin üstüne, bir kaş veren var. 

Yüz binler, neviden, her bir canlıya, 
Akılsız olandan, en akıllıya, 
Kısacık, boyludan, uzun boyluya, 
Ye; deyip, eline, bir aş veren var. 

Eceli, kimine, pek çabuk gelir, 
Kimi var; aldırmaz, kimi irkilir, 
Bazen de ölümü, tehir edilir, 
Yaşlının ömrüne, bir yaş veren var. 

Bazısı bunlara tesadüftür der, 
Sen hayrı göster bak, o şerre gider, 
Yaradan var denir, o isyan eder, 
Şeytanın diline, bir iş veren var. 

Sevenler seveni hep sevsin diye, 
İki cins farklıdan, her ilgiliye, 
Aşkına mukabil bir sevgiliye, 
Çok candan sevene, bir eş veren var. 


İzmit 
30.11.2013

28 Kasım 2013 Perşembe

Esrar-ı Gaybî

Canlılar adedince, elemli ses, 
Duyulur derinden avaz-avaz. 
Kiminde ayazda donan bir yürek, 
Kiminde susuzluktan kurumuş boğaz, 
Göklere yükselmiş, kapkara duman; 
Yangından çıkıyor bir fizâr-ı naz. 

Bir şahin rızkına muhtaç ve de aç, 

Tasallut edecektir o fıtrî mizaç, 
Ak kanatlı güvercin çırpınmakta pür telaş, 
Bulutlar delik-değiş olmuş ateşli çığlıktan, 
O kırılmış kanatları açamaz ve açmaz, 
Takati, az, gücü az, 

Ölüm, öncesi, gayretin ördüğü, 

Üst-üste evhamdan taş duvarlar, 
Çok zordur, onları taşmadan aşmak, 
Belki de kaçması mümkün değildir, 
Hatta yükselmiş bile olamaz, 
O çırpınan pervaz. 

Zalimlerde bu zulüm, 

Belki de; bir hevesât-ı sihirbaz. 
Kiminde taştan da katı, bir yürek, 
Kiminde neş’eden yırtılan, boş boğaz, 
Kulaklara vurur bir name-i saz. 

Uzanıp da tuttuğum velvele ve çığlık; 

Bitmez ve durmaz, 
Kimden kime gider diye düşündüm biraz? 
Meğer feryad-ı figan değilmiş duyduklarım; 
Birer âvâzü niyaz, 
Birer tesbih-i âğâz. 
O; bir vazifedir, 
Asla durmaz ve yorulmaz.. 

İzmit 

27.11.2013

26 Kasım 2013 Salı

Fincancı Katırları

Fincancı katırlar, geçmekte yoldan, 
Aman ha ürkmesin, iyi tutunuz, 
Bir öyle, bir böyle, sağdan ve soldan, 
Devrilip düşmesin, dikkat ediniz. 

Yola revan olmuş, yüklü katırlar, 
Fincanlar kırılır, tedbir alınız, 
Mezarlık yoludur, herkes hatırlar, 
Belki de yatır var, dua sununuz. 

Bu ne bu, felâket, bir adam çıktı, 
Çarpmasın bizleri, destur çekiniz, 
Mezarın üzeri, neden açıktı? 
Hayalet olmasın iyi bakınız. 

Meğerse hocaymış, değdi nazara, 
Hey gidi yolcular ibret alınız. 
Merakla, Nasrettin, girmiş mezara, 
Dedi ki; bu yol da, sizin yolunuz, 

Katırlar ürktüler, şangırtı koptu, 
Hiç biri kaçmasın, ipi geriniz, 
Katırdan her biri, bir yolu tuttu, 
Kaldıysa sağlamı, malı bulunuz. 

Hocaya sorunuz, neymiş niyeti? 
Yanına giderek, biraz durunuz, 
Hem önce sakince, gart vaziyeti, 
Alarak bir sürü, yumruk vurunuz. 

Hoca gitti evine, bitkin haldedir, 
Hanımı soruyor, hu; nasılsınız? 
Öteki dünya ki; nice beldedir? 
Ne yapmak gerekir, usül sayınız? 

Hoca da rahmetli şöyle buyurdu; 
Tevilli söz derim, iyi duyunuz, 
Katırlar ürkmezse, ahiret yurdu, 
Başka dert yok derler, sakin olunuz. 

İzmit 
25.11.2013

21 Kasım 2013 Perşembe

Bilemedik

Para dedik makam dedik, ün dedik, 
Kula kulluk, eder olduk arkadaş, 
Menfaate secde ettik, din dedik, 
Cennetten de mahrum kaldık, arkadaş. 

Dünya için çabaladık, didindik, 
Makam mevki, “şöhret” ile bilindik, 
Haram-helal biraz servet edindik, 
Mala-mülke doyamadık arkadaş. 

Bile-bile, suç işledik yanıldık, 
Ulemâdan dinsiz diye anıldık, 
Yalnız dünya, dedik, ona sarıldık, 
Baltaya sap, olamadık arkadaş. 

Hiç bakmadık, iman nedir din nedir, 
Düşmanlarda, bize karşı kin nedir, 
Mazideki âli devlet nerdedir, 
Onu gene hiç sormadık arkadaş. 

Halef-selef, iyi-kötü kâfile, 
Tutup seçsen, getirsen de nâfile, 
Bu oyunu anlamıştı saf bile? 
Oyuncuyu bulamadık arkadaş. 

İzmit 
20.11.2013

18 Kasım 2013 Pazartesi

İki Şer

Ehven-ü şer diye, bir kaide var, 
İslâm’ın malıdır, böyle bilinsin, 
Anla ki, bu işte, bir faide var, 
Herkese ilân et; şöyle bilinsin: 

Eğer ki; bir parmak, kangren olsa, 
O dertli parmağı, kesip de alsa, 
“Şer” ama küçüktür şöyle bir baksa, 
Kurtulan kol olur, öyle bilinsin. 

Az iyi-çok iyi, adaylar olur, 
Çok şer’i seçersen, çok hak kaybolur, 
Bu söze uyanlar, hak yolu bulur, 
Hem sonra bu olay; neyle bilinsin? 

Hâsılı düsturlar, mihenk taşıdır, 
Her işin membaı, bunun başıdır, 
Tüm işler “İlâhi ferman” işidir, 
Herkese; “hikmeti” söyle bilinsin. 

Baktın ki, iyi yok, ortada hep şer, 
Az şer’i seçmekle, mecburdur beşer, 
Yoksa çok, zulümle, zulmete düşer, 
Bu tedbir, bu tercih REYLE bilinsin. 

İzmit 
17.11.2013

16 Kasım 2013 Cumartesi

Gözünü Yumanlar

Gözünü yumup da, karanlık eden, 
Gündüzü geceye, döndü zanneder, 
Aydınlık görüp de şaşkınlık eden, 
Güneşi vakitsiz doğdu zanneder. 

Görmezden, geldiği her bir gerçeği, 
Muhabbet bağında açan çiçeği, 
Yolmaya gelene, dur diyeceği, 
Kimseye engeli, koydu zanneder. 

Karışmış evlerde, erkek ve dişi, 
Diyor ki; özgürüm yapsam bu işi, 
Durdurmak isterse, bir dürüst kişi, 
Bu şahsı mürteci oldu zanneder. 

İffete tecavüz, kalplere kadar, 
Gelmiş de görmemiş her görüşü dar, 
Baskılar şeytandan demişse dindar, 
Taktiği düşmandan aldı zanneder. 

Mukaddes şeylere kalbi kapalı, 
İnançlı olana eli sopalı, 
Dövüşü kendine düstur yapalı, 
Bu emir ATA’dan kaldı zanneder. 

İzmit 
16.11.2013

11 Kasım 2013 Pazartesi

Gelecek Günler

Şu ömür ağacın, kuruyup gider, 
Sayılı nefesler, bitecek bir gün, 
Neyi var neyi yok bırakıp gider, 
Varise elveda, edecek bir gün. 

Âdeti böyledir, dünya bu işte, 
Yakınlar sevinir ona gelişte, 
Ağlayan olsa da ondan gidişte, 
Gözünün yaşını silecek bir gün. 

Mademki, ölümü durduran olmaz, 
Dünyaya bir kazık, çakan bulunmaz, 
O zaman fidan dik, bu unutulmaz, 
O ağaç meyveyi, verecek bir gün. 

Maziye şöyle bak, her taraf mezar, 
Bitmez mi insanlar hep azar-azar? 
Bu işi Yapan kim, etmezsek nazar, 
Mahşerde bizlere soracak bir gün. 

Baksana ortalık kan gölü san ki, 
Katil de maktûl de, ağlar inan ki, 
Gülen yok, olsa da belki bir-iki, 
Kan döken “gününü”, görecek bir gün. 

İzmit 
11.11.2013

4 Kasım 2013 Pazartesi

Naat 1.

Susuz çöllerin çatlak dudaklarından 
İçli fısıltılar çıksın semâyâ 
Bir şefkat ve bir rahmet damlası 
Aksın Nur bulutlarından. 

Ey Halık-ı kâinat; 
Bize bir rahmet gönder 
O bir beşer olsun 
Öyle bir beşer olsun ki; 
Bize örnek olsun, o kutsi nazarınla.. 
Üstün olsun yarattıklarından 
Bu âlemi gören herkes; 
O’nun ehemmiyetini bilsin ve kim olduğunu anlasın. 

Kelam’ından öyle bir kelam ver ki, 
Onunla bize hitap etsin 
Kurtulalım hayatsız hayattan 
Sonra O’nu dinleyelim; 
Ve o kelam’ın Hak kelam olduğunu anlayalım. 

Hünerleri olsun, hatta parmakları bile.. 
On parmağında on musluk bulunsun 
Bir orduya yetecek kadar su akıtsın ve artırsın 
Bir parmağı bile mükemmel olsun, 
Sema, sayfasına bir elif çizsin de 
Kameri iki şak yapıp, mim harfini iki nun okutsun. 

Yer sarsılıp debreştiğinde; 
Uhud dağına bir kırbaç vursun da, 
O dağ utanıp sus pus olsun ve durulsun. 

Kendinden evvelki nebi’lere, nebi desin 
Onlara; delil, bizlere nebi ve rehber olsun, 
Tüm fısıltıların ne olduğu ve maksadı bilinsin. 
Sen’in rahmetin anlaşılsın. 
O bulutlardan rahmet damlaları aksın 
Kirlenen dünya yıkanırken 
Kalplerimiz serinlesin ve pasları silinsin. 

Ey nefis, Nur bulutlarından; O “Rahmet” 
Bardaktan boşanırcasına, yağdı ve gitti 
Yerden sümbüller bitirdi ve belirtti, 
Onları öğrenmelisin, 
Haberin olsun. 

İzmit 
04.11.2013

3 Kasım 2013 Pazar

Millet El Ele

Yeryüzü nedense, hep iniş-yokuş 
Bu millet düşmesin tutsun el ele, 
Baksana yürürken, hep itiş-kakış 
Koşarak çarpan kim? , 
Bizim hergele. 

Hayat ki; deryadır, hep dalış-çıkış 
Açmışsan yelkenin, takılır yele 
Yüzmeye başlarsan, hep dövüş-boğuş, 
Denize iten kim? 
Bizim hergele. 

Her araç yollarda, hep kalkış-varış 
İnsanlar bağrışır ne bu velvele 
Kokuşmuş yolculuk; hep gidiş-geliş 
Havayı bozan kim? , 
Bizim hergele. 

Çarşıya gir de gör, hep alış-veriş 
Parayı çıkar bak cebinden hele, 
Zannetme bu işler hep değiş-tokuş, 
Kazığı atan kim? , 
Bizim hergele. 

İzmit 
01.11.2013

26 Ekim 2013 Cumartesi

Kalbin Gözleri

Ne kitap ne defter, yazar bunları, 
Hissedip görürsün kalbin gözüyle, 
Ne hevâ ne heves bulmaz bunları, 
O aşkı anlarsın; kalbin gözüyle. 

İmkânat içinde, tüm mevcudatı, 
Görünen görünmez, ince sanatı, 
İsmiyle müsemma, bu tecelliyâtı, 
Duyarsın-tadarsın, kalbin gözüyle. 

Yeter ki; niyetin tam halis olsun, 
Mevlâ’yı bu hisle ancak bulursun, 
Dünyevî varlıklar, kenarda dursun, 
Ne yazmış okursun, kalbin gözüyle. 

Ses çıkmaz renk olmaz, yoktur vücudu, 
O şeyin bulunmaz, maddi mevcudu, 
Bir kıyam bir rükû, bir de sücûd’u, 
Huzura durursun, kalbin gözüyle. 

İşte aşk böyledir, sızlar bir yerler, 
Hiç ücret aramaz, bu yolda erler, 
Maşuku gösterse, baba erenler, 
Maksudu bulursun, kalbin gözüyle. 

Bu fani dünyada her gün ağlamak, 
Hiç akıl kârı mı, gönlü bağlamak, 
Vatan-ı asliye, şevki sağlamak, 
Böylece varırsın, kalbin gözüyle. 

İzmit 
26.10.2013

24 Ekim 2013 Perşembe

Peşin Hüküm

Kafada feneri, baktığı yere, 
Yakar da çevirip, öyle gösterir, 
Dağların ardından doğduğu yere, 
Güneşi, üfleyip, öyle gösterir. 

Elif’i görünce mertek mi desin? 
Bilmeyi bilmiyor, adam neylesin? 
İlim yok izan yok, nasıl söylesin? 
Kendini saklayıp, öyle gösterir. 

Güneşi; yok sayar, tam gün ortası, 
Mum yaksa, mümkün mü ışık vermesi? 
Gündüzü inkârla, gece görmesi, 
Gözünü kapayıp öyle gösterir. 

Güneşler gibidir âlimin hası, 
Şaşırtır içinden ilmin akması, 
Âlime hor bakıp, caka satması, 
Adamdan saymayıp, öyle gösterir. 

Hâlbu ki baksa bir, nefsi öldürüp, 
Maskara olmaz o, eli güldürüp, 
Has ilmi alırsa, derleyip dürüp, 
O zaman Hak verip, öyle gösterir. 

İzmit 
23.10.2013

22 Ekim 2013 Salı

Mutlu Aşık Bulunmaz

Hey âşık efendi; rastladın mı hiç? 
Bir kalpsiz bulmuşsan haber ver bana, 
Gerçekten samimi, olur mu sevinç? 
Hayatta görmüşsen, haber ver bana. 

Bakma sen, millete, eğlenir durur, 
Güya o, mutludur, zıplar kudurur, 
Unutmak ister de, içkiye vurur, 
Şaşmadan kalmışsan, haber ver bana. 

Firaktan bir köz var, aslında onun, 
İçinde yanmakta, gittiği yolun, 
Hatta o, fark etmez, sağıyla solun, 
Ayıran duymuşsan haber ver bana. 

Mâdem ki sevda var, bir de firak var, 
Aşk gülü solduran kara toprak var, 
Sen de ki o zata; Allah’a yalvar, 
Diyemem demişsen, haber ver bana. 

Mecâzî aşklarda mutlu olunmaz, 
Dünyevi sevdada, vuslat bulunmaz, 
Mâdem ki ölümden kimse kurtulmaz, 
Kurtulur sanmışsan, haber ver bana, 

İzmit 
21.10.2013

15 Ekim 2013 Salı

Kalaylanmış Kaplar

Bir başkan bulalım, hükmünü versin, 
Şu malı birlikte bir pay edelim, 
Dürüstçe bir karar, verir mi dersin? 
Bitmesi içinse, çok say edelim. 

Şükürler olsun ki bölüştük artık, 
Başkanı yağladık, pek çok kabarttık, 
Parayı bastırdık biraz abarttık, 
Pek memnun olursa, halay edelim. 

Edepten diyerek başkana gittik, 
Günlerden bir gündü, ziyaret ettik, 
Kısaca olacak, diye belirttik, 
Hani ya! Sohbeti, kolay edelim. 

Kapıyı açmıştı, şöyle bir baktı, 
Kardeşim, aldı da beni bıraktı, 
Sebebi sordum ya, bu bir meraktı, 
Dedi ki; çok kız da, olay edelim. 

Bak dedi aslanım, sen gelemezsin, 
“Kafana bu renkten kep” giyemezsin, 
Beni de içeri al diyemezsin, 
Sen kal da sokakta, alay edelim. 

Yalvardım yakardım, almadı beni, 
Hem onda; don yoktu bu mu nedeni? 
Demez mi, seninki değil medeni, 
Dedim ki; biz seni kalay edelim. 

İzmit 
15.10.2013

13 Ekim 2013 Pazar

Müsâmaha

Tebessüm ardına, kaçar saklanır, 
Riyada ustadır, işidir onun, 
İş yapan bir adam bulur aklanır, 
Böylece ne etse, yeridir onun. 

Yüzsüzler yüzünden yanar yeryüzü, 
Ulviyet yolunun, olmuş pürüzü, 
Haksızlık etmekte, haklı her sözü, 
Hitâbet damarı, iridir onun. 

Sefahat uğrunda çılgın eliyle, 
Dolaşır sahilde üryan haliyle, 
Hürriyet hakkımdır diyor diliyle, 
Dil ölü, fitnesi diridir onun. 

Hürriyet; ülkeme çıksın da gelsin, 
Sen haksın herkese darb-ı meselsin, 
Binlerce hayattar, yâre bedelsin, 
Dedirtmez yürekte, kiridir onun. 

Kalkınma yolunda tam yarış etsen, 
Bir özgür ülkeye işi benzetsen, 
Hürriyet böyledir deyip gözetsen, 
Uymuşsa o gönül, eridir onun. 

İzmit 
12.10.2013

8 Ekim 2013 Salı

İniş

Hadi kalk çık, denilince tepeye; 
Hayat bir han, olmuş cana, cananım, 
Her basamak, sağ kaldıkça gitmeye, 
İnmek için çıktın ona, cananım, 

Davet aldın tatmak için sofraya, 
Hakkın yok ki, tıka-basa doymaya, 
Yetmez diye yapacağın tafraya, 
Kızmazlar mı, sonra sana cananım? 

Buradaki numunedir, yediğin, 
Takdir ile binler minnet ettiğin, 
Vaki ise hakka uygun dediğin, 
Hak o zaman, senden yana cananım. 

Nimetlerin kaynağından neslini, 
Görmüş isen dünyadaki faslını, 
Arz’da olmaz orda olan aslını, 
Alıp yersin kana-kana cananım. 

Gitmek için geldin fani bu hana, 
Şu hale bak canı yanan yanana, 
Vuslat budur ferman çıkmış alana, 
Ses çıkarma, artık buna cananım. 

İzmit 
07.10.2013

1 Ekim 2013 Salı

Müsrifler

Sefaletten esâret; parmaklıklar ardında, 
Ağlaması gardiyan, hücresinde yavrunun, 
Ana-baba ve evlat, hep beraber yangında, 
Kürek mahkûmu eder, teknesinde yavrunun. 

Tuzu kuru herifler, öttürür düdüğünü, 
Ölmeden önce bitir, şu bitmez düğününü, 
Çılgınlık sofra-sofra, fil çeker öğününü, 
Yemek yenmez gaz yapar, midesinde yavrunun. 

Şöyle bir düşün hele, gümüş zurna neyine, 
Öttürmeden otur şu, hava kaçan şeyine, 
Herif dönsün hanıma, hanım gitsin beyine, 
Huzura katkı sağlar, hanesinde yavrunun. 

Saçıp savrulan mala, tutup bir yer bulmalı, 
Guraba ve fukara, himayende olmalı, 
Aşağıdan yukarı, nefret böyle durmalı, 
Senin de yerin olsun, sevgisinde yavrunun. 

İZMİT 
30.09.2013

24 Eylül 2013 Salı

Dinle

İnilti duyarsın, ta derinlerden, 
Çırpınan yüreğin, ardını dinle, 
Göz-göz olup kaynar, en derinlerden, 
Gözyaşı döktüren, yâdını dinle. 

Tebessüm olur mu, hiç hıçkırıkta? 
Acılar acıdır gönlü kırıkta, 
Dağlanır yürekler her ayrılıkta, 
Yârinden olanın, âhını dinle. 

Dertleri olmayan hangi yürek var? 
Ölüm de; firaktır, dünyadan kovar, 
Nereye el atsan, her yanı duvar, 
Zindanda kalanın, vâhını dinle. 

Acıyı tattığın, kalpteki histe, 
Nasihat istersen, dertliden iste, 
Aşkında samimi olan, dürüstte, 
Ciğeri yananın, şahını dinle. 

Gönüller dinledin, dersini aldın, 
Acılı hayatın içine daldın, 
Çok çekti, dediler; öyle ün saldın, 
Âşıklar dilinde, şanını dinle. 

İZMİT 
24.09.2013

29 Ağustos 2013 Perşembe

Olanlar Yeter Sana

Balık suda boğulmaz, sevenler boğar onu, 
Başka düşman arama, dostların yeter sana, 
Hasmına dostça davran, bu haller döver onu, 
Silaha gerek kalmaz, kasların yeter sana. 

Katiller maktülünün, fermanını yazmakta, 
İnsanlar bir birinin, kuyusunu kazmakta, 
İsrafil borusunu, hemen-hemen çalmakta, 
Kıyametten az önce, günlerin yeter sana. 

Ecelin gelmiş ise, sıtma bile öldürür, 
Bomba olup patlasa, dünya seni güldürür, 
Rabb’im tüm kuduzları, birbirine ürdürür, 
Kırılsın tüm kuduzlar, it’lerin yeter sana. 

Sen önce kendini sev, elden sevgi dilenme, 
Sabrın sana kâfidir, sen dik dur her elem’e, 
Ellere merhamet et, ama elden bekleme, 
Sevdanın yolundaki, hislerin yeter sana. 

Hayat öyle hayat ki; dünya ona dar gelmiş, 
Ebed için uzanan, kalpte olan bir elmiş, 
Cennetin gül bahçesi, acılara bedelmiş, 
Bahçeni az mı buldun, güllerin yeter sana. 

İzmit 
29.08.2013

28 Ağustos 2013 Çarşamba

Ayrı Ayrı Tarafta

Dünyada bütün zıtlar; yük edip sırta konmuş, 
Hiffet ervah tarafta, siklet beşer tarafta, 
Gücü kadar malı var, olan nasipte buymuş, 
Kulak yükten tarafta, göz ise her tarafta.. 

Beden denen bu kapta, “ruh” iç’e bırakılmış, 
Binlerce lâtifeyle, süslenip donatılmış, 
Melek şeytan beraber, bu kaba kapatılmış, 
Melek; bizden tarafta, şeytan diğer tarafta.. 

Dizgin aklın elinde, tutup düşmüş bir yola, 
İtiş-kakış sürerken, ölümle verir mola, 
İçerdeki didişme, ayrılır iki kola, 
Kalpler iyi tarafta, nefs ise şer tarafta. 

Bu zıtlar savaşının, galibi kim olacak? 
Zaten fazla zaman yok, ecel ki; durduracak, 
Her şey kendi havzını, akarak dolduracak, 
Nefret ağlar tarafta, sevgi güler tarafta. 

İzmit 
26.08.2013

13 Ağustos 2013 Salı

Gözlerin Feri

Her güne güneşle, bir billur sabah, 
Zülfüme meltemden, aklar takılır, 
Pembe renk morarır, kahrolur sabah, 
İdraki zorlayan, anlar takılır. 

Bir ömrü yok eden, zaman seline, 
Kapılıp giderken, yaban iline, 
Yardıma uzanan, düşman eline, 
Tutunup kalkarken, zorlar takılır. 

Firaktan dem vurur, bütün ahvâlim, 
Gene de gençlikte, kalır hayâlim, 
Ne işe yarar ki, bozuk şemâlim? 
O yanan mâziye, korlar takılır. 

Bir yaşlı günümün, akşamı geldi, 
Ömürler ufkunun, bağrını deldi, 
Deryaya dökülmüş, yaşanan seldi, 
Akışı durduran, surlar takılır. 

Şu uçsuz bucaksız, mavilik; sonsuz, 
Gittiği yer meçhul, akıllar yolsuz, 
Dönmez göz geriye, artık o fersiz, 
Körlüğü yok eden, nurlar takılır. 

13.08.2013
İzmit

11 Ağustos 2013 Pazar

Yutulan Zoka

Adalet ne demek, o kime lazım? 
Fırsatı kapmışsam, hakkımdır benim, 
Huzurla sükûnet, o bize lazım. 
Tezgâhı kurmuşsam, hakkımdır benim. 

Çıkarmak pek kolay, bir hayli yasa, 
Bu millet kahrolsun, bize ne tasa, 
İhtilal yoluyla, dolsa da kasa, 
Yükümü tutmuşsam, hakkımdır benim. 

Elimde balyoz var, vursam millete, 
Bu benim görevim, derin devlete, 
Zevk için, şu millet, düşsün zillete, 
Üstüne çökmüşsem, hakkımdır benim. 

Ceza mı verirsin, şimdi sen bana, 
Adalet diyorsan, ol benden yana? 
Mahkûm mu olmuşum, ben şimdi sana, 
Feryadı basmışsam, hakkımdır benim. 

Çok seçkin kurumdur, şu bizim kurum, 
Bir ceza vermeyin, fena olurum, 
Ben şimdi hapiste, nasıl dururum? 
Zokayı yutmuşsam, hakkımdır benim. 

08.08.2013
İzmit

29 Temmuz 2013 Pazartesi

Güneş Doğuyor

Gün dönüp de kayboldu, yine göründü hüzün, 
Bak el-etek çekildi, akşama daldı güneş, 
Hem karanlık hem aydın, kaç kez belirdi yüzün? 
Gece garibe düştü, gündüze kaldı güneş. 

Kimse görmez derdimi, karanlık, köşe bucak, 
İçimdeki sızıyı, ancak Rabb’im duyacak, 
Mehtabı verir elbet, bana derman olacak, 
Davet düştü o Ay’a, haberi saldı güneş. 

Güneş benim ay benim, hatta gökte yıldızlar, 
Kimsenin gücü yetmez, dokunamaz hırsızlar, 
Dünyayı karartıp da, gece yapsa arsızlar, 
Bak geliyor aydınlık, yolunu aldı güneş. 

Ne gam kalır ne keder, şu yeryüzü ağarsa, 
Ay olsun güneş olsun, karanlığı boğarsa, 
Rengârenk ışıklara, göz yumsa da yarasa, 
Görmediği âleme, rengini çaldı güneş. 

İzmit 
29.07.2013

24 Temmuz 2013 Çarşamba

Kalp Kabına Kin Dolmuş

Binlerce minâreden, yanık-yanık her ezan, 
Yükselir ta! Göklere, kini atıp kaldırır. 
Nemli olsa gözleri, zannetme ki bu hazan, 
Bahar kadar güzeldir, güller derip kaldırır. 

İslam garip, ses garip, çınlıyorken yurdunda, 
Gaflettedir çok insan, bu ses; kimin umrunda, 
Bir avuç mü’min kalmış, o da aciz durumda, 
Çünkü asrın fitnesi, nuru söküp kaldırır. 

Bir zaman, gazelhanlar, bir türküdür tutturdu, 
Millete ezan dedi, bunu öyle yutturdu, 
Hürriyet geldi şükür, istibdadı durdurdu, 
Yarı baskı kalsa da, gene tutup kaldırır. 

Mukaddes ne görülse, çıldırtır gafilleri, 
Nedir bu, hazımsızlık, kahreder mü’minleri, 
İnsafa getirmek zor, görse de delilleri, 
Demek sevgi kabına, kin doldurup kaldırır. 

İzmit 
24.07.2013

21 Temmuz 2013 Pazar

Dua Eder Dururum

Behey kardeş bilir misin ben sana, 
Hep devamlı dua eder dururum, 
Kuzu ile kurdu getir yan yana, 
İşte senden bunu ister dururum. 

Ümitvarım her halinden tavrından, 
Koşuyordun nazar ettim ardından, 
Düşmanların konuşurken karnından, 
Ben de tutar onu haşlar dururum. 

İftiraya biri yanlış katarsa, 
Safdil olan birkaç dostta yutarsa, 
Aleyhinde olup biten ne varsa, 
Geri tepsin diye düşler dururum. 

Merak etme Hüdâ senden yanadır, 
Anadolu hepsi sana anadır, 
Hayır için, bütün duam sanadır, 
Her namazdan sonra başlar dururum. 

Hak yolunda olan herkes, sağ olsun, 
Varsın düşman aleyhinde bulunsun, 
İt ürürken kervan yola koyulsun, 
Ben onları manen taşlar dururum. 

İzmit 
20.07.2013

13 Temmuz 2013 Cumartesi

Kıyamet ve Mahşer

Güneş artık dürülür, kararır bütün âlem, 
Yıldızlar teker-teker, gecelerden alınır, 
Semâvat sayfasında, kün-fe yekün den kalem, 
Durdurur yazısını, defter elden alınır. 

Çalkalanır sonsuzluk, yer geceye bürünür, 
Dağılır bütün âlem, herkes şaşkın görünür, 
Sayfa-sayfa savrulan, defterleri dürülür, 
Âhiret yurduna “can”, yeryüzünden alınır. 

Bütün eski malzeme, bir yokluğa atılmaz, 
Her ne varsa eskiden, hiçbir şey ziyan olmaz, 
Yeni bir hayattır bu, hikmetinden sorulmaz, 
Bu iş için her zerre, tek-tek yerden alınır. 

Çok farklı bir hayatın, bunlardır yapı taşı, 
Kullanılmış olacak, “Bilen” yapar bu işi, 
On sekiz bin âlemde, bulunmuyor bir eşi, 
Sonsuz ilminde olan, âlemlerden alınır. 

Günahsız bir kul ile kafa tutan derbeder, 
Hemen herkes pişmandır, cümle âlem keşke der, 
Daha güzeli için, her birinde bir keder, 
Mizan için ne varsa, amellerden alınır. 

İzmit 
06.07.2013