18 Şubat 2013 Pazartesi

Yaz Akşamları


Henüz olgunlaşmamış, buruk tadın 
Çocuksu hatıraları; 
Her aklıma gelişinde burnumu sızlatır. 
Muhabbet ve sadaket fedailerinin, 
Yalın ayak ocak başlarının içinde.. 
Dibi kara tencerelerin,”kendisini güldüren” 
Çocuksu çalı-çırpılar ve ateş-ateş dumanları... 
Yaz akşamlarının, açık olan pencerelerinden, 
Bakır kızıllığında ki gurubuna nazar ederken; 

Yürekleri-yüreklendiren 
Yelpaze serinliğinin, yavaş ve sakin soluğunu içinize çekerken, 
Gri boyaları, ressamın onurlu fırçasıyla, 
Bacalardan dumanları, pişmiş soğan kokularıyla.. 
Kıvrım-kıvrım çekerken akşamlarda 
Soyluluk, izzet ve şefkat kahramanlarının, 
Tarladan dönüşleri bir savaş dönüşüdür. 

Harman, başak, düven çarkları arasında 
Ufalanmış güç ve emek kırıntıları 
Çatlak dudaklarda kanaat mırıltıları.. 

Yuvaların açılan kollarına, kol-kola dönüşleri.. 
Nasırlı ellerle lezzetin buluştuğu saadet sofraları.. 
Buruksu tadın, fakir zineti.. 

Çehrelerde kalın çizgilerde oluşan, ince saadet çizgilerini, 
Gamzede görülen tebessümü fark ettiğinizde, 
Sessizce gelen yorgun karanlık, kaybolmanızı beklerken.. 
Kandillerinizin isli şişelerinde.. 

Dumansız bacalardaki baykuşlar; 
Ürperiş ve hayallerinizi seyrederken... 
Veda etmenizi beklerler ayrılışınızda... 

Elinizi göğsünüze basıp hafifce eğilerek 
Selam verirsiniz saygıyla.. 
Rahatlığa “oh” dedirten gecenin karanlığına, 
Gecede kaybolan sarayda ki sultanlığa... 
Kula-kul sultana kul değilsiniz. 
Ama... başınız eğik gidersiniz 
Haddinizi ve vazifenizi bilirsiniz iffetle... 
Zilletle değil izzetle... 
Yürekteki o anlatılmaz sızıyı, burnunuzda ki sızıyla bilirsiniz. 
Evet, doğruları ve bilmediklerinizi bilir.. 
Hakikati anlar HATIRALARI sever ve gerçekten bilirsiniz 

11.11.1991

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder