2 Şubat 2013 Cumartesi

Mazideki Ateş


Biliyorsun unutamadık; 
Geçmişimiz, cayır, cayır yanıyordu.. 
Çile ve ıstırap ateşiyle.. 
Hatta vuslatın ümidi bu ateşle pişmişti, 

Bağrımızda zonklayan hicran; 
Sonra, san ki, bir sükûnet bağına daldı, 
Çehremizde, ümit tebessümlerinin çiçekleri; 
Meyvelerini verecekti, 
Kış artık baharı çağırıyordu, 

Karlı tepeler, billur kaplarla, 
Muhabbet şarabı sunuyor geleceğe, 
Gelip alsın diye, 
Karların içinde bir yerler eriyordu, 
Sevinç damlaları ıslatmıştı yüzünü, 
Şırıl-şırıl akıyordu düzlüklere doğru. 

Hani derler ya; 
Her yazın bir güzü, 
Her tepenin bir düzü, vardır diye.. 

Eskiden gönlümüzün, çorak çöllerinde, 
Aşk ve muhabbet çok sürünmüştü, 
Daha sonra o kavurucu güneş; akşama büründü.. 
Gurup kapısını, kapattı çilesiyle, 
Serin bir sabah için, 
Beklediğimiz şafak göründü âdeta, 
Dağların etekleri dalgalanıyor, 
Yoksa bu, vuslat sevincinin yeşillikleri mi? 

Hani derler ya; 
Her zevalin bir kemâli, vardır diye.. 
Çeşit-çeşit renkler dans edecek artık allı güllü, 
Beklemeliyiz vuslatın kıvamını, 
Biz de murada ermeliyiz, 
Ermeyi, beklemeliyiz ümitle. 

Hani derler ya 
Her gecenin bir nehârı 
Her kışın bir baharı vardır diye.. 

Biz, bahara ermeliyiz, 
Ermeyi beklemeliyiz, ümitle, 

İstanbul
05.08.2011 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder