2 Şubat 2013 Cumartesi
Maziye Baktı Gönül
Ne büyük servet idi, şafağın kızarması,
Kızaran simâsına, şöyle bir baktı gönül,
İffeti temsil eder, kızarıp-bozarması,
Önüne baktı ama, içine attı gönül.
Bir zaman saçlarını, çiçekler karıştırdı,
Kokusu demetlerle, dost edip barıştırdı,
Saltanat sandalını, deryada yarıştırdı,
Sefanın sürmesini, gözlere çekti gönül.
Seçilmiş kaderimiz, müreccih sevda değil,
Daralmış delikli taş, geçerken biraz eğil,
Gidiyor yuvarlanıp, inişi fazla meğil,
Darbenin acısıyla, düşüp de kalktı gönül.
Karardı üzerimde, buz gibi bakışmalar,
Hasetten göz koyarak, nazarda yarışmalar,
Kiniyle düşman olup, işine karışmalar,
Geriye döndü vuslat, arkadan baktı gönül.
Hayâli akıl etmiş, derlenip toparlanmış,
Dermanı kesilince, zamana tafra atmış,
Parlarken eski çelik, paslarla yaralanmış,
Silinsin pası diye, yağ olup aktı gönül.
Yaramız tazelendi, kabuk yok el sürmeyin,
Gözlere miller çekip, hâyâli hor görmeyin,
Hasreti çektik iple, çıkrığa yüz vermeyin,
Kapları delik-deşik, su gibi aktı gönül.
Feleğin çarklarında, başladı kırılmalar,
Çarkında dişler dökük, gövdede yarılmalar,
Dönmüyor geçen vakit, peykede uzanmalar,
Çökmeğe razı değil, yerlere baktı gönül.
İhtiyar güneş çıkıp, saçlarda tulû etti,
Sırtlandı kamburunu, yükünü ağır etti,
Pazarda ticareti, bir hayli zarar etti,
Gençliği satan olsa, ucuza alsa gönül.
08.11.2008
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder